705 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Yemek ve tatlıların vazgeçilmez malzemelerinden olan ceviz, içerisinde bulundurduğu mineraller, gıda maddesi, antioksidanlar ve vitaminlerle pek çok hastalığın tedavisine yardımcı oluyor.

Ceviz yetiştiriciliği konusunda 2 kitabı bulunan Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen, cevizin insan beynine çok benzediğine dikkati çekerek, bunun mükemmel bir beyin gıdası olduğunu söyledi.

Cevizin düzenli olarak yenilmesi halinde bazı hastalıkların gelişmesini önleme özelliğinin bulunduğunu belirten Şen, “Cevizin bir gıda maddesi olduğu unutulmamalı ve ceviz kesinlikle bir ilaç olarak düşünülmemelidir. Sağlıklı beslenme için mutlak gerekli bir gıdadır” diye konuştu.

Şen, cevizin yüksek oranda omega 3 yağına sahip olduğunu vurgulayarak, “Beynimizin yüzde 60’tan fazlası yapısal olarak yağdır. Beyin hücrelerimiz görevlerini sağlıklı olarak yerine getirebilmeleri için bu yapısal yağa yani omega 3’e ihtiyaç duyarlar. Omega 3 beyin fonksiyonları için, büyüme ve gelişme için hayatidir. Hem dinlenmede, hem stres altında ceviz, kan basıncını düşürmektedir. Yani cevizler beyin için neden önemli denildiğinde cevizin yüksek miktarda omega 3 yağ asidi içeriyor olması cevabını verebiliriz” ifadesini kullandı.

Cevizin, depresyon, alzheimer, aşırı yeme ve benzeri zorlayıcı davranışları, anti deprosyana karşı kullanılan ilaçları, hiçbir tehlikeli yan etkisi olmadan ortadan kaldırabilecek özellikte bir besin maddesi olduğunu anlatan Şen, cevizin zihin açıklığına da destek olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Şen, cevizin ham ve organik olarak yenilmesinin önemine vurgu yaparak, böylelikle antioksidan özelliğinden yararlanıldığını belirtti.

Günde sadece 6-7 cevizin yüksek seviyede antioksidan için yeterli olduğunu anlatan Şen, “Fazla miktarda antioksidana sahip olmalarına rağmen vatandaşlar antioksidanların vücut için mutlak gerekli oluşlarını bilmediği için sert kabuklu meyveleri yeterince yemiyor. Ayrıca cevizi mümkün olduğunca ham tüketilmeli, tuzlu, çikolatalı ve ya şekerli olanlarından uzak durmalıdır. Cevizi yoğurtla beraber, yoğurdun içine karıştırarak da yiyebilirsiniz. Cevizin verdiği kalori nedeniyle günlük tüketimi de 80 gramı çok fazla geçmemelidir” şeklinrde konuştu.

938 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Murat İnal, rahim ağzı kanserinin hastalıktan önce ortaya çıkan ciddi belirtisi olmadığını belirterek, kanserin çoğu zaman ileri evrede fark edilebildiğine dikkat çekti.

Türkiye’de 12 bölgede rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı ve çıkış sebebiyle ilgili sürdürülen bir çalışma olduğunu söyleyen Doç. Dr. İnal, “Özellikle ilişki sonrası vajinal kanamalar, lekelenme tarzı kanamalar, ciddi kasık ağrıları, kanlı vajinal akıntılar belirti olabilir. Bütün kadınlara mutlak olarak her yıl smear kontrolü yapılmalıdır. En önemli avantajımız, insan vücudunda ortaya çıkabilecek tüm kanser türleri arasında kanserleşme mekanizmasının dört dörtlük ortaya konulduğu tek kanser türü rahim ağzı kanseridir” diye konuştu.

“HER 2 DAKİKADA 1 KADIN RAHİM AĞZI KANSERİNDEN ÖLÜYOR”

Rahim ağzı kanserinin dünyada yüz binde 9 ila 19 arasında değişmekte olan bir hastalık türü olduğunu sözlerine ekleyen Doç. Dr. İnal, şunları söyledi:

“Çok eşlilik, erken yaşta başlayan cinsel ilişki ve korunmasız cinsel ilişkinin rahim ağzı kanserinin ortaya çıkmasında en önemli faktörler. Çünkü cinsel yolla bulaşan bir virüs tarafından ortaya çıkan bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rapora göre, her iki dakikada bir kadın rahim ağzı kanserinden ölüyor.”

“RAHİM AĞZI KANSERİNE SEBEP OLAN HPV’NİN 30 KANSEROJEN TÜRÜ VAR”

Doç. Dr. İnal, rahim ağzı kanserine sebep olan Human Papilloma Virüsünün (HPV), 30 civarı kanserojen türü olduğunu, bunların bazı tiplerine karşı aşı geliştirildiğini belirterek, “ABD’de son olarak yapılan çalışmaların ardından yayımlanan raporlarda ‘Her kadın doktorunun hastalarını bu aşı konusunda bilgilendirmesi zorunludur’ deniliyor. Bütün dünyada 105 ülkede güvenilirliği kanıtlanmış bir aşı türüdür. Avustralya gibi bazı ülkelerde erkek çocukları da zorunlu aşılanmaktadır. Rahim ağzı kanserinin en önemli sebebi olan 16 ve 18 tip dediğimiz türleri rahim ağzı kanserinin yüzde 70’inin direkt sebebidir. Bu aşılar bu iki tipe karşı yüzde 100 koruma sağlıyor” şeklinde konuştu.
 

698 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, sağlık çalışanlarına yıpranma hakkıyla ilgili, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı, çalışmalara başladı. 5 yıl hizmeti olana 1 yıl yıpranma payı verecek düzenleme bu yıl içerisinde yasalaşacaktır” dedi.

Memiş yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının yıpranma hakkına sahip olması için yaklaşık 3 yıldır mücadele ettiklerini belirterek, bunu bir hakkın verilmesinden ziyade bir hakkın teslim edilmesi olarak gördüklerini söyledi.

Sağlık çalışanlarına yıpranma hakkını toplu sözleşme masası ve Kamu Personeli Danışma Kurulu başta olmak üzere birçok ortamda dile getirdiklerini ifade eden Memiş, bu hakkı 13 Mayıs’taki Hemşireler Günü’nde “Büyük Türkiye Buluşması” programında tekrar dile getirdiklerini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da buna olumlu yanıt verdiğini anımsattı.

7 gün 24 saat hizmet veren ve yüzde 60’ından fazlası kadınlardan oluşan sağlık çalışanlarının, mesleklerini icra ederken tıpkı polisler, itfaiyeciler ve gazeteciler gibi yıprandıklarını vurgulayan Memiş, şunları kaydetti:

“Sayın Başbakanımızın yıpranma hakkımızın verilmesi yönündeki müjdesi tüm sağlık çalışanları tarafından mutlulukla karşılandı. Sendika olarak, bu müjdenin en kısa sürede hayata geçirilmesi için süreci takip ediyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı, çalışmalara başladı. 5 yıl hizmeti olana 1 yıl yıpranma payı verecek düzenleme bu yıl içerisinde yasalaşacaktır.”

“BÜTÜN SAĞLIK ÇALIŞANLARINI ÇOK OLUMLU ETKİLEYECEK”

Memiş, düzenlemenin geçmişe dönük olarak da işleyeceğini ifade ederek, bunun bir adaletsizliği ortadan kaldıracağına inandıklarını söyledi.

Sağlık çalışanlarına yıpranma hakkının verilmesinin çok önemli bir kazanım olduğuna dikkat çeken Memiş, “Yaklaşık 3 yıl önce biz bu hakkı dile getirdiğimizde üyelerimiz arasında bile gerçekleşeceğine ihtimal vermeyenler vardı. Bu hakkı toplu sözleşme masasında alsaydık o döneme damga vurmuş olurduk, bu hakkın verilmesi bu kadar önemli” diye konuştu.

Sağlık alanında her hizmetin “hasta memnuniyeti” üzerine kurulduğunu, hasta memnuniyeti düşünülürken çalışan memnuniyetinin gözardı edildiğini belirten Memiş, “Zaman zaman şiddete uğrayan, tükenmişlik boyutlarının arttığı bir meslek grubu olarak yıpranma payı, gerçekten bütün sağlık çalışanlarını çok olumlu şekilde etkileyecek” dedi.
 

776 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hümeyra Taşçıoğlu, suyun vücuttaki birçok hayati işlevin yerine getirilmesi için gereken yegane sıvı olduğunu belirterek su tüketiminin artırılması gerektiğini ifade etti.

Taşçıoğlu, dolaşımdan, sindirim ve boşaltıma kadar vücuttaki her evrenin suyun yokluğunda çalışmasının imkansız olduğunu söyledi.

Suyun, vücutta meydana gelen hayati olayların sonucunda ortaya çıkan atık maddelerin vücuttan dışarı atılması için adeta bir “kamyon” görevi gördüğüne dikkati çeken Taşçıoğlu, şunları kaydetti:

“Su tüketimi hücrelerin kendisini yenilemesini sağlaması açısından yaşlanmaya karşı etkilidir. Ayrıca kilo alıp verme ile oluşan sarkmaları da büyük oranda engeller. Kanın yüzde 92’si, kemiklerin yüzde 22’si, beynin ve kasların yüzde 75’i sudur. Vücuttan idrar, deri, dışkı ve solunum yoluyla günde toplamda yaklaşık 2,5 litre su kaybediliyor. Yani sırf hayatsal faaliyetlerimizi yerine getirmek için bile 2,5 lt suya ihtiyacımız varken, yaz aylarında terle birlikte atım fazla olacağından su tüketiminin artırılması gerekiyor. Metabolizmayı hızlandırmak için bol su tüketilmesi gerekiyor”

Suyu, vücudun yakıtı gibi düşünmek gerektiğini ifade eden Taşçıoğlu, nasıl ki hiçbir araç yakıtı olmadan çalışmazsa, vücutta da suyun eksikliğinde birçok yönden sıkıntı başlayabileceğini vurguladı.

Diyet yaparken metabolizma hızını artıracak en önemli etkenin su olduğunu belirten Taşçıoğlu, şöyle devam etti:

“Su dışındaki hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz. Çay, kahve, bitki çayları gibi içecekler de vücuttan su attırıcı etkisi olması sebebiyle kesinlikle suyun yerine tüketilmemelidir. Hatta susamayı hissettiğiniz anda su dışında bir içecek içip beynin susama sinyallerini susturmadan önce su içilmesi gerekir.”

Yemekten 10-15 dakika önce içilen suyun sindirime katkıda bulunduğunu dile getiren Taşçıoğlu, içilen suyun sıcaklığının bir önemi olmadığını, suyu sevmeyenlerin, içerisine portakal ya da limon dilimleri, armut, elma gibi meyvelerin dilimleri, taze nane yaprakları, karanfil ya da kabuk tarçın gibi suya aromasını verecek meyve ve bitkilerle suyu daha rahat içilecek hale getirebileceklerini söyledi.

915 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Sarı, iyotun tiroid hormonunun yapımında en önemli madde olduğunun altını çizerek, “Toplum yaşlandıkça, kan basıncı yüksekliği, hipertansiyon riski artıyor. Hastalarımızın çoğuna tuzu kısıtlamalarını istiyoruz. Bir noktada tuza iyot koyuyoruz ve vücudumuza o iyotun girmesini istiyoruz, diğer taraftan tuzu kısıtlamaya çalışıyoruz. Uzun vadede tuz kısıtlaması nedeniyle, yeterince iyot alımı noktasında başarıya ulaşamayacağız” dedi.

VÜCUDUN “DİNAMOSU”

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Sarı, tiroid bezinin boyunun ön kısmında yerleşen ve vücut için hayati öneme sahip bir iç salgı bezi olduğunu söyledi. Normal ağırlığı yaklaşık 20 gram olan salgı bezinin herhangi bir nedenle büyümesine guatr denildiğini ifade eden Prof.Dr. Sarı, tiroidi vücudun dinamosu olarak tanımladı. Prof. Dr Sarı, guatr oluşumunda iyot elementinin gıda ile yetersiz alınması, genetik yatkınlık çevresel ve kişisel özelliklerin yanı sıra obezite ile doğrudan ilişkili olduğuna değindi. Tiroid rahatsızlıklarının toplumda sık görüldüğünden bahseden Prof. Dr. Sarı, tiroid bezinin fazla büyümesi halinde guatr hastalığının ortaya çıktığını belirtti.

 “HAMİLE POTANSİYELLİ HER KADININ TROİD HORMUNU MUTLAKA KONTROL EDİLMELİ”

Haşimato hastalığının doğurganlık dönemini doğrudan etkilediğinin altını çizen Prof.Dr. Sarı, şunları söyledi:

“Doğurganlık dönemini etkileyen bir hastalıktır. O nedenle bir anneyi sade bir kadın olarak değil doğurma potansiyeli varsa önem arz ediyor. Annede hipotirodi ve ya Haşimato varlığı, gebe kalamama riski veya kalırsa düşükle birlikte gelişiyor. Çoğunlukla bu hastalarda tiroid hormonu eksikliği belirgin ise bebeklerde zeka geriliği ortaya çıkıyor. Bu zeka ve gelişimsel gerilik hem anne hem toplum açısından ciddi bir yük oluşturuyor. O yüzden ülkemizde ve dünyada kabul gören doğurma potansiyeli olan her kadının mutlaka gebe kalmadan önce tiroid hormonlarına bakılması gerekir. Gebelik boyunca da bebeklerin etkilenmemesi için yakından izlenmesi gerekiyor.”

ERKEKLERDEKİ TROİD NODÜLLERİNE DİKKAT

Tiroid hastalıklarının endişe duyulması gereken başka bir noktasının tiroid bezinin içinde yuvarlak nodüllerin (tiroid dokusunun büyümesi) oluşması gerektiğini ifade eden Prof.Dr. Sarı, “Bu nodüller kanser potansiyelidir. Bu nodüllerin yüzde 15’i kadarı kanser riski taşıyor. Nodüller daha çok kadınlarda görülmesine rağmen erkeklerdeki nodüllerin daha çok kanser riski taşıdığını biliyoruz. O nedenle erkeklerde karşılaşılan nodüllere daha fazla önem atfetmek gerekiyor.

TUZ KISITLAMASI

İyot eksikliğinin guatrla ilişkisinin bilindiği için 1998 yılında tuzların iyotlanması ile ilgili bir program geliştirdiğini hatırlatan Prof.Dr. Sarı, “Bu program aslında aldığımız iyotu bir miktar düzeltti. Normal sınıra birçok yerde ulaştıramasa da, önceki eksiklikten iyi yere getirdi. Şöyle bir risk ortaya çıktı. Toplum yaşlanıyor. Yaşlandıkça, kan basıncı yüksekliği, hipertansiyon riski artıyor. Hastalarımızın çoğuna tuzu kısıtlamalarını istiyoruz. Bir noktada tuza iyot koyuyoruz ve vücudumuza o iyotun girmesini istiyoruz, diğer taraftan tuzu kısıtlamaya çalışıyoruz. Bu aslında bir çelişki doğuruyor. Belki uzun vadede tuz kısıtlaması nedeniyle, tuzların iyotlanmasıyla yeterince iyot alımı noktasında başarıya ulaşamayacağız. İyotlu tuz alınması noktasında alternatif yollar bulmamız gerekiyor. Sofralarda iyot preparasyonları, tabletleri gibi yolar bulabilir. İlaç halinde iyot satılmaktadır. Özellikle gebelerde iyot eksikliğine maruz kalmasın diye gebe hastalara ilave alarak iyot tabletleri kullanmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı.

İHA

897 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kültür Sanat Kategorisine Eklenmiş.

955 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kültür Sanat Kategorisine Eklenmiş.

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının “Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” Resmi Gazete’de yayımlandı.

Buna göre, yatay geçişle gelen öğrencilerin önceki diploma programından aldığı ve başarılı olduğu derslerin intibakı yapılarak, bu derslere ilişkin daha önce alınan notların transkripte işlenmesi gerekecek.

Öğrencinin, yan dal programına devam edebilmesi için ana daldaki not ortalamasının en az 100 üzerinden 60 olması gerekecek. Bu şartı sağlayamayan öğrencinin yan dal programından kaydı silinecek. Öğrencinin başarılı olduğu ve ana dal programına sayılmayan dersler, genel not ortalamasına dahil edilmeksizin transkript ve diploma ekinde yer alacak. 

YATAY GEÇİŞ

Öğrencinin kayıt olduğu yıldaki merkezi yerleştirme puanı, geçmek istediği diploma programının taban puanına eşit veya yüksek olması durumunda, hazırlık sınıfı da dahil yatay geçiş için başvuru yapılabilecek.

Programa yatay geçişe ilişkin başvuru takvimi, öğrenci kontenjanına ilişkin esaslarla yatay geçişlere ilişkin usul ve esaslar Yükseköğretim Yürütme Kurulunca tespit edilecek. Belirlenen usul ve esaslar uyarınca öğrencilerin başvuruları yükseköğretim kurumlarının ilgili kurulları tarafından değerlendirilerek yatay geçişleri kabul edilecek. Başvurunun kontenjandan fazla olduğu durumlarda ÖSYS puanı en yüksek adaydan başlayıp sıralanarak kontenjan kadar adayın yatay geçişi kabul edilecek.

Bu arada, ikinci ve çift ana dal yapacak öğrencilerin başvuru şartlarıyla ilgili bazı düzenlemelerin de yer aldığı yönetmeliğe, “Hükümlerin uygulanmasında ortaya çıkacak sorunların giderilmesinde Yükseköğretim Yürütme Kurulu yetkilidir” ifadesi eklendi.

Ayrıca, yönetmeliğin 22’nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

AA