1.281 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Taksi Şoförleri Derneği üyesi bir grup, Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’nda direkteki Türk bayrağının bir gösterici tarafından indirilmesini protesto etti.

Kadıköy’de eski Salı Pazarı’nda toplanan 300 taksici, arabalarına Türk bayrakları asarak konvoy oluşturdu. Konvoy klakson çalarak Salıpazarı’ndan Kadıköy Altıyol’u, sahil yolundan Kızıltoprak’ı geçerek, Caddebostan’ı turladı.

Caddebostan’dan sonra Altunizade’de bir alışveriş merkezinin önüne gelen şoförler, taksilerinden indi ve İstiklal Marşı’nı söyledi.

Burada grup adına açıklama yapan Taksi Şoförleri Derneği Üyesi Şükrü Özyılmaz, bayrağın kan, can ve vatan, bu cennet vatanın özgür semalarına, varlık, birlik, dirlik ve erlik adına atılan imza olduğunu kaydetti.

Bayrağın, Türk Milleti’nin, şehit analarının ve babalarının, evlat acısıyla arşa ulaşan yürek yangınlarını, bir an olsun dindirmek için verebildiği en manidar emanet olduğunu vurgulayan Özyılmaz, şu görüşleri dile getirdi:

“Bayrak, Türk Milleti’nin kaderde, tasada, kıvançta birlikte olma iradesinin en kutsal işaretidir. Bu vatana göz dikenlere kanımızın son damlasına kadar savaştığımızın ve savaşacağımızın işaretlerini taşıyan, ufkumuza vurulmuş inanç mührüdür. Bu vatan için oluk oluk akan Türk kanının göklerde alev alev dalgalanışıdır. Bu çirkin eylemin gerçekleşmesine fırsat verenlerin en ağır şekilde cezalandırılması gerekir. Bu anlayışın her zaman karşısında duracağız.”  

971 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Manisa İl Müdürlüğü, Soma’daki faciada yaşamını yitiren madencilerin ailelerini ziyaret ederek maaş ve ölüm geliri ödemesiyle ilgili işlemleri tamamlıyor. Hak sahiplerine maaş ve gelir ödemelerinin gelecek haftadan itibaren ödenmeye başlanması bekleniyor.

SGK Manisa İl Müdürü Nesrin Aras’ta, İnönü Mahallesi’nde oturan ve faciada hayatını kaybeden işçilerden Sefer Hazar’ın eşi Hatice Hazar’ı evinde ziyaret ederek önce başsağlığı dileğinde bulundu ardından ölüm geliri ve maaşla ilgili belgeleri teslim ederek cenaze yardımıyla ilgili bilgiler verdi.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Aras, kaza sonrası isimler tespit edilir edilmez bakanlık bünyesinde oluşturulan kriz masasının çalışmaya başladığını, ölüm geliri ve maaş bağlanmasıyla ilgili işlemlerin kısa sürede tamamlandığını belirtti.

Aras, yaşamını yitiren 301 sigortalıdan 67’sinin yakınlarına maaş bağlanması konusunda yasal düzenlemenin beklendiğine işaret ederek, yasa çıkar çıkmaz maaş bağlayabilecek durumda olduklarını kaydetti.

“Hedefimiz bu hafta içinde süreci tamamlamak” diyen Aras, diğer illerde ikamet eden madenci yakınlarına da SGK müdürlükleri tarafından belgelerinin elden teslim edileceğini ifade etti.

SGK’nın yürüttüğü çalışma kapsamında faciada yaşamını yitiren 301 madenciden 234’ünün 578 yakınına ölüm ve gelir aylığı bağlanmasıyla ilgili çalışma başlatılmıştı. Kalan 67 madencinin ise sigortalılık süreleri dolmadığı için yakınlarına maaş bağlanamaması üzerine bu madencilerle ilgili yasal değişiklik yapılması için çalışma başlatılmıştı.

AA

1.165 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Konya’da Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr. Metin Çapar, hamile kadınların bebeği ve kendisi için gerekli olan kalsiyum ihtiyacını süt, peynir ve yoğurttan karşıladığını, hareketsiz bir ortamda beslenen ineklerde şeker hastalığı riski bulunduğunu söyledi.

Uzmanlar, gebelikte çocuk ve anne açısından beslenmenin çok önemli olduğunu belirtti.

Beslenme miktarı ve şeklinin, anne ve çocuğun sıhhatiyle ilgili olduğunu belirten Çapar, “düzgün beslenmenin anne karnında gelişen çocuğun ilerdeki hayatında da çok önemli rol oynadığını, anne adaylarının kendisi ve bebeği için gerekli olan kalsiyum ihtiyacını başta süt olmak üzere peynir ve yoğurttan karşıladığına dikkat çekti.”

Çapar, “Burada alınan sütün sağlıklı olması son derece önemlidir. Eğer alınan süt sağlıklı değilse anne adayı, anne karnında gelişen bebek için bir takım riskleri de beraberinde getirir. Merada yayılmadan sadece bir ahır ortamında beslenen ve sürekli hareketsiz kalan ineklerde şeker hastalığı oluşuyor. Bu hastalık inekten elde edilen süt ortamına da yansıyor. İneklerde şeker hastalığının ortaya çıkması ile bir takım maddeler süt vasıtasıyla beslenen anne adayına ve karnındaki bebeğine geçiyor. Bu süt de anne adayı tarafından kullanıldığı zaman beslenmeyi hastalıklı bir şekle dönüştürüyor. Beslenilen hayvanın sağlığı ve ondan elde edilecek ürünün özelliği anne ve çocuk açısından çok önemlidir” dedi.

Hem anne adayı hem de bebek açısından özellikle hareket etmeyerek şeker hastalığı gelişmiş olan ineklerin et veya süt ürünlerinden beslenmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Çapar, şunları ekledi:

“Bu şekilde beslenen anne adayında insülin miktarının artması ile birlikte anne karnındaki çocukta şeker oynamaları meydana geliyor. Doğum sonrasında da bu devam ediyor. Bu da süreç içerisinde sağlık problemlerine yol açıyor.”

DHA

844 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

ABD’de yapılan bir araştırma, saatlerce oturarak çalışmanın birçok sağlık sorununa yol açtığını, hatta erken ölümle bile sonuçlanabileceğini gösterdi.

Araştırma, günde 8-11 saat oturarak çalışanlarda erken ölüm riskinin, 4 saatten az çalışanlara göre yüzde 15-40 fazla olduğunu ortaya koydu.

Bilim adamları, masa başında oturarak çalışmanın bel ağrısı, kas dejenerasyonu ve kalp hastalıkları, diyabet ve kolon kanserine yol açabileceğini vurguladı.

Araştırmanın sonuçları, “The Archives of Internal Medecine” dergisinde yayımlandı.

ABD’DE YÜKSEK MASA” KULLANIMI GİDEREK YAYGINLAŞIYOR

ABD’de eski ABD Başkanı Thomas Jefferson’un ayakta çalışma tarzı 3 asır sonra ülkede tekrar benimsenmeye başladı.

Ülkedeki bir sağlık enstitüsü, yetişkin bir Amerikalının gününün ortalama 7,7 saatini hareketsiz geçirdiğini, masa başında çalışanların yüzde 70’inin günlerinin en az 5 saatinde oturarak iş yaptığını açıkladı.

Amerikan Osteopatik Derneği üyesi Rob Danoff, tüm gün masa başında oturanların, eve gidip kanepede uzanmaya devam ettiğini belirterek, bu durumun ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

ABD’deki birçok firmanın, yaygınlaşmaya başlayan yüksek masaları, şirketlerinin bir kısmında kullanmaya başladıkları belirtiliyor.

Washington’da yüksek masaların üretimini yapan bir firma, müşterilerinin çoğunluğunu avukatlar, üniversite öğretim görevlileri ve sağlık uzmanlarının oluşturduğunu ifade ederek, daha çok egzersiz yapabilmeleri için, yürüyen bantlı seçeneklerin bile bulunduğunu vurguladı.

Firma ayrıca, müşterilerine sürekli ayakta kalmamaları önerisinde de bulunarak, dinlenmek için bir süre oturulmasını, amacın sürekli oturarak çalışma alışkanlığından vazgeçmek olduğunu açıkladı.

Amerikan Tıp Derneği, geçen yıl çalışanların masa başında oturmasına alternatif olarak yüksek masaların kullanılabileceği önerisinde bulunmuştu.
 

720 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Sağlık Bakanlığı, tütün kullanımının, önemli ve önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğunu, buna bağlı hastalıklar nedeniyle dünyada yılda 6 milyon, Türkiye’de de en az 100 bin kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bakanlıktan 31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü nedeniyle yapılan yazılı açıklamada, dünyada 15 yaş üzeri nüfusta 1,3 milyar, Türkiye’de ise 14,8 milyon kişinin tütün kullandığı ifade edildi.

Tütün kullanımının dünya çapında insan sağlığını tehdit edebilecek boyutlara ulaşması nedeniyle Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi’nin (TKÇS) Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından hazırlanarak 2003’te ülkelerin onayına sunulduğu hatırlatılan açıklamada, Türkiye’nin 2004’te imza koyduğu sözleşmeyi bugün itibarıyla 178 ülkenin imzaladığı belirtildi.

TKÇS’nin imzalanmasıyla Türkiye’deki tütün kontrolüne yönelik çalışmaların ivme kazandığına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

”Bu çalışmalar, sadece tütün yasakları ve cezalarını kapsamamış, eğitim ve bilgilendirme çalışmalarıyla desteklenmiştir. Ayrıca medya kampanyaları çerçevesinde birçok eğitici kamu spotu yayınlanmış ve yayınlanmaya devam etmektedir. Tütün dumanına maruziyetin önlenmesi, tütün ürünlerinin reklam ve tanıtımının yasaklanması, tütün mamulleri üzerindeki vergilerin artırılması, tütün kullanımının zararlarını açıklayıcı geniş medya kampanyalarının düzenlenmesi ve sigara bırakmayı kolaylaştırıp teşvik edecek politikaların uygulanması çalışmaları ile ülkemizde 15 yaş üzerinde 2008’de yüzde 31,2 olan sigara içme oranları 2012’de yüzde 27,1’e düşmüştür.

Ülkemizin tütün kontrolü çalışmalarıyla geldiği nokta, DSÖ tarafından 2013’te Panama’da yayımlanan “Küresel Tütün Epidemisi Raporu”nda tüm dünyaya örnek gösterilmiş ve Türkiye’nin tütün kontrolü alanında lider olduğu ilan edilmiştir”

Bu yılın teması tütün vergilerinin artırılması

Tütün ürünlerinin zararları hakkında toplum bilincinin oluşturulması ve bu bilincin artarak devam etmesi amacıyla DSÖ tarafından 31 Mayıs, “Dünya Tütünsüz Günü” olarak ilan edildiğ hatırlatılan açıklamada, bu yılki ana temanın da “tütün vergilerinin artırılması” olarak belirlendiği bildirildi.

Açıklamada, 4 Haziran’da Sağlık Bakanlığı, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti işbirliğinde “Dünya Tütünsüz Günü Etkinliği ve Sağlıklı Yaşam Yürüyüşü” yapılacağı kaydedildi.  

783 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Hekim desteği olmayan sigarayı bırakma girişimlerinin büyük kısmının başarısızlıkla sonuçlandığı, desteksiz sigarayı bırakanların yüzde 80’inin bir ay içinde tekrar sigara içmeye başladığı bildirildi.

Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Yürütme Kurulu Üyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç,  yaptığı açıklamada, Türkiye’de nüfusun yüzde 27,1’inin yani her üç kişiden birinin sigara kullandığını belirtti.

Tütünle mücadele çalışmaları ve Tütün Kontrol Yasası ile sigara bağımlılığı konusunda bilinçlendirme çalışmalarının arttığını belirten Kılınç, ancak hala sigara bırakma desteğinin hekimlere yaygın verilmediğini ifade etti.

Sigara bağımlılığının, bir hastalık olduğunu ve tedavi gerektirdiğini vurgulayan Kılınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sigarayı bir kişinin kendi başına bırakması kolay değildir. Sigara içenlerin yüzde 70’i bırakmak istiyor ve her yıl sadece yüzde 40’ı bırakma girişiminde bulunuyor. Destek almadan sigara bırakma girişimlerinin çok büyük kısmı başarısızlıkla sonuçlanıyor. Desteksiz sigarayı altı ay bırakmış kalabilme oranı ancak yüzde 3-5 arasındadır. Sigara bırakma girişimlerinin yüzde 80’i ilk bir ay içinde tekrar sigaraya başlamakla sonlanıyor.”

Türkiye’de sigarayla mücadelenin göğüs hastalıkları, aile hekimleri ve halk sağlığı uzmanları olmak üzere bazı branşlarca ön planda tutulduğunu ancak bunun sigara kullanımının 15 milyon kişiyi ilgilendirmesi nedeniyle ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu vurgulayan Kılınç, bu konuya tüm sağlık çalışanlarının önem vermesi ve gerekli eğitimi alarak, doğru bilgilere ulaşması gerektiğine dikkat çekti.

Sigara bırakma konusunda bilgi kirliliği olduğunu dile getiren Kılınç, sigara bırakmaya karar vermiş kişilerin bilimselliği kanıtlanmamamış hiçbir yönteme başvurmaması gerektiğini, bilimselliği kanıtlanmış yöntemlerin Sağlık Bakanlığının ilgili yönetmeliğinde belirlendiğini söyledi. 

792 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Aliye Özenoğlu, turşunun fazla tüketilmesi durumunda, içerdiği yüksek tuz miktarı sebebiyle özellikle yüksek tansiyon ve böbrek rahatsızlıklarını artırdığını bildirdi.

Özenoğlu yaptığı açıklamada, bir gıda saklama yöntemi olan turşudan, “tuzu zaten fazla miktarda tüketen” toplumun uzak durması gerektiğini söyledi.

Turşunun özellikle tansiyon artırıcı özelliği bulunduğuna, insülin direncini artırdığına ve böbreklere de ciddi zarar verdiğine dikkat çeken Özenoğlu, şöyle konuştu:

“Tuz oranı oldukça yüksek bir gıda olan turşunun fazla tüketilmesi, yüksek tansiyon ya da böbrek rahatsızlıklarını artırıyor. Özellikle yüksek tansiyon ya da böbrek rahatsızlıkları bulunan hastaların bundan kaçınmalarını istiyoruz. Bunun tüketiminin fazla olduğu kişilerde mide kanserine yakalanma riski de fazla. Bu nedenle ölçülü tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Tuzun kendisi mide kanseri riskini zaten tetikliyor. Turşu da aşırı tuz barındırdığından dolayı riski artırıyor.”

“KARADENİZ BÖLGESİ’NDE SIKÇA TÜKETİLİYOR”

Turşunun Karadeniz Bölgesi’nde çok sık tüketildiğini, hatta kavurmasının haftada birkaç kez kahvaltılarda yendiğini anlatan Özenoğlu, turşu kavurmasının kalp damar hastalıkları için de risk faktörü oluşturduğunu ifade etti.

Tuzun insan vücudu için çok faydalı bir materyal olmasının yanında yanlış tüketimi sonucunda çok tehlikeli sağlık sorunlarına yol açabildiğine değinen Özenoğlu, şunları kaydetti:

“Bunların başında kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, böbrek rahatsızlıkları geliyor. Çok fazla bilinmeyen bir diğer husus da tuz alımının kanser riskini 4 kat daha fazla tetiklediği. Ülkemizde de özellikle son yıllarda mide bağırsak kanseri sayısında çok fazla bir artış gözlenmekte. Turşuda aşırı miktarda tuz var. Sebze, meyve veya balığın turşusu yani salamura olarak muhafaza edildiği antibakteriyel ortam, yüksek oranda tuzlu su ihtiva eder.”

Doç. Dr. Özenoğlu, turşu yerine meyve ve sebzelerin mevsiminde bol miktarda tüketilmesini önerdi.
 

1.110 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Amasya Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda yapılan ‘Amasya elmasının 2014 yılındaki antioksidan ve antimikrobakteriyel aktivitesinin tespiti’ adlı proje çalışması sonuçlarına göre, içeriğindeki demir, protein, C ve E vitamini ile birçok hastalığa karşı kalkan görevi gören elma suyunun, antioksidan özelliği sayesinde oksidatif stresi engellediği, toksik maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olduğu, içerdiği mineraller sayesinde yaşlanmaya karşı koruma sağladığı bildirildi.

Amasya elmasının içeriğinde bulunan antioksidan ve antimikrobiyal ajanlar sebebiyle tarihte şifa kaynağı olarak kullanıldığını belirten proje danışmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gül, “Antioksidan özelliği sebebiyle antik Yunan’da kadınların güzelleşmek için elma yediği kaynaklarda görülmüştür” dedi.

BİR ANTİOKSİDAN DEPOSUDUR

Diğer sebze ve meyvelere göre elmanın daha güçlü bir antioksidan deposu olduğunu anlatan Gül, “En önemli antioksidanlar A, C, E vitaminleri ve Selenyum’dur. Bu kimyasallar vücuda alındıklarında metabolik faaliyetler sonucu oluşan serbest radikallerin oluşumunu önler. Serbest radikallerin hücreye zarar vermesini engelleyen antioksidanlar böylece yaşlanmanın olumsuz etkilerini de geciktirici özelliğe sahiptir.

Antioksidanlar serbest radikallerin sebep olabileceği tüm rahatsızlıklara karşı vücudu korur. Özellikle kalp rahatsızlıkları, diyabet, makula dejenerasyonu ve kanser gibi hastalıklar başta olmak üzere bulaşıcı özellik gösteren hastalıklara karşı da koruyucu önlem teşkil eder.

Antioksidan bu rahatsızlıkların tedavisinde değil, bu rahatsızlıklara yakalanmamak için koruyucu önlem olarak kullanılmalıdır. Serbest radikaller hastalıklara yol açtığı gibi ileri yaşlarda ortaya çıkması beklenen bazı hastalıkların da daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına sebep olur. Bu bağlamda, antioksidanların yaşlanma belirtilerini de geciktirdiği çok rahatça gözlemlenebilir” diye konuştu.

Projede Kübra Çetin, Gözde Turan, Meltem Ekici, Burçin Karahan, Havva Karakoca ve Rümeysa Şahin ile birlikte görev alan Kimya Teknolojisi Programı öğrencisi Mine İnce, beyin, karaciğer ve mideye çok olumlu etkileri olan elmadan yatmadan önce bir tane yenilmesi halinde uyumaya yardımcı olduğunu belirtti.

Kaynak: İHA
 

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234