admin Hakkında

Ana Sayfa » admin (Page 11)

Adı - Soyadı :

E-Posta Adresi : admin@haberbul.org

Hakkında :

1.058 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Dünya Sağlık Örgütü (DTO) verilerine göre Türkiye, bilinçsiz antibiyotik kullanımında ilk sıralarda yer alıyor.

Türkiye’nin de bulunduğu 114 ülkenin verilerinin incelenerek hazırlanan DTO raporunda, bunun büyük bir küresel tehdit oluşturduğu uyarısı yapılırken, uzmanlar bilinçsiz ve reçetesiz antibiyotik kullanımının etkin olduğuna dikkat çekiyor.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yavuz Selim Süral, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisi olmamasına rağmen hemen hemen her hastalık sırasında antibiyotik kullanıldığını belirterek, “Özellikle Türkiye’de direnç gelişimine en sık sebep olan etken bilinçsiz ve reçetesiz antibiyotik kullanımıdır. Her hastalık sırasında antibiyotik kullanılması vücut direncinin ülkemizde dünya ortalamasının üstünde görülmesine sebep oluyor. Eğer mikroplar bir antibiyotiğe karşı direnç kazanırlarsa, artık o antibiyotiğin o mikroba karşı etkisi olmaz. Bu sebeple her bakteriye uygun olan antibiyotik kullanılmalıdır” dedi.

Süral, “Evlerde evlerde de bulunan ve tarihi geçmiş antibiyotiklerin çöpe atılmasıyla atık ilaçların biyolojik etkilerinin doğada gözlendiğini ve atık antibiyotiğin bakteriyle karşılaştığında bakterinin direnç geliştirebildiğini” ifade etti.

“Aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımı sonucu ilaca direnç kazanan mikroorganizma, bir başkasında hastalık yaptığı zaman, artık o hastalığın tedavisi de güç olmaktadır” diyen Süral, “Bu direnci yenmek için daha güçlü, pahalı ve yan etkisi fazla olan antibiyotiklerin kullanım sıklığı da artmaktadır. Böylece hem elimizde hastalığa etkili silahlar azalmakta, hem de maliyeti artan tedaviler ile karşı karşıya kalmaktayız” dedi.

Bu tür ilaçların doktor tavsiyesi ve reçeteye uygun kullanılması gerektiği ve bilinçsiz kullanılan ilaçların hastayı iyileştirmeyip, vücuda zarar verebileceği kaydedildi.

İlaç kullanımında toplumun bilinçlendirilip yeni bir yol haritasının çizilmesinin yararlı olacağı belirtildi.

782 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, yaz aylarında insanların akın ettiği havuzların enfeksiyon riski oluşturduğunu belirterek, “Kimi zaman havuzların başında çocukların altı değiştirliyor. Mikroorganizmaların en zengin olduğu yerler dışkıdır, bunun kesinlikle yapılmaması gerekiyor” dedi.

Dernek tarafından düzenlenen 5. Türkiye EKMUD Kongresi Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki bir otelde gerçekleştirildi.

Dernek Başkanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, 4 gün sürecek kongrede enfeksiyon, sorun yaratan mikroorganizmalar ve yeni tedavi yöntemlerini tartışacaklarını söyledi.

Yaz mevsiminin gelmesiyle yurt içi ve yurt dışı seyahatlerin arttığını, insanların denize, havuza akın ettiğini dile getiren Leblebicioğlu, bu alanlarda enfeksiyona sebep olabilecek mikroorganizmalara dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Mikroorganizmaların rahatlıkla yayılabileceği havuzların çevrelerinde insanların yapılmaması gereken davranışlar sergilediğini anlatan Leblebicioğlu, “Kimi zaman havuzların başında çocukların altı değiştiriliyor. Mikroorganizmaların en zengin olduğu yerler dışkıdır, bunun kesinlikle yapılmaması gerekiyor” diye konuştu.

Leblebicioğlu, havuzların bakımının da çok iyi yapılması, suyun temiz tutulması gerektiğini bildirdi.

İnsanların deniz kenarlarında ya da havuz başlarında açık yiyecekler tükettiklerini ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, enfeksiyon açısından bunların da tehdit oluşturduğuna dikkat çekti. Yiyeceklerin kapalı ortamlarda bulunmasına, günlük olmasına özen gösterilmesini isteyen Leblebicioğlu, elle değil, çatal bıçak kullanılarak tüketimin sağlanması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Leblebicioğlu, yaz aylarında enfeksiyona bağlı besin zehirlenmelerin çok sık görüldüğünü belirterek, “Tatilinizin kabusa dönüşmemesi için yediklerinize ve içtiklerinize dikkat edin” uyarısında bulundu.

SEYAHAT ENFEKSİYONUNA DİKKAT!

Yurt içi ve yurt dışı seyahatler sırasında da enfeksiyonla karşılaşma risklerinin fazla olduğuna işaret eden Leblebicioğlu, özellikle yurt dışına seyahat edecek kişilerin, gidecekleri ülkelerde yaygın görülen enfeksiyonları araştırmalarını ve buna göre önlemlerini almalarını tavsiye etti.

Leblebicioğlu, “Seyahat öncesi gerekli aşılarını olmalarını, ilaç kullanmalarını ve özellikle sıtmanın çok önemli bir problem olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Leblebicioğlu, yurt dışı seyahatlerde de açıkta satılan yiyeceklerden uzak durulmasını isteyerek, “Açıkta satılan yiyecekler, temiz olmayan sular her zaman sorun oluşturuyor” dedi.

Enfeksiyon hastalıklarının basite alınmaması gerektiğini vurgulayan Leblebicioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Enfeksiyon hastalıkları günümüzün en önemli sorunudur. Tanı, tedavi yöntemleri artıyor ama vücuda yapılan her türlü girişimde vücut dokusu bozuluyor, o zaman da enfeksiyon riski artıyor. Enfeksiyon için yeterli önlemleri almazsak tedavi maliyetleri yükselebiliyor, hasta hastanede uzun süre yatmak zorunda kalabiliyor, en kötüsü de ölümle sonuçlanabiliyor.”

AA
 

815 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Ortam rutubetini azaltan klimalar ile hekim kontrolünde kullanılmayan kontak lenslerin, göz kuruluğu hastalığını tetiklediği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Ersöz yaptığı açıklamada, göz ve vücudun çeşitli bölgelerindeki hastalıkların gözyaşı salgı bezlerini etkileyebileceğini, bu durumun ağır göz kuruluklarına yol açabileceğini kaydetti.

Klima ve lens kullanımının göz kuruluğu hastalığının en büyük etkenlerinden olduğuna dikkat çeken Ersöz, şunları söyledi:

“Klima, yaşam konforunu artırdığı için hayatın vazgeçilmez parçalarından biri haline geldi. Ancak klima ortamın rutubetini azalttığı için gözyaşı kuruluğunu artırıyor. Özellikle bilgisayar karşısında yoğun çalışan meslek gruplarının ofis odalarında klima varsa, buraların yaz ve kış aylarında mümkün olduğu kadar rutubet yönünden düzenlenmesi gerekir. Kuru havalar, göz kuruluğunun artmasına yol açan önemli çevresel faktördür.”

Ersöz, göz kuruluğu şikayetiyle doktora başvuranların önemli bir kısmını da lens kullananların oluşturduğuna işaret etti.

Doktor kontrolü haricinde lens kullanımının göz kuruluğuna sebep olduğunu dile getiren Ersöz, “Kontak lens kullanımı, göz kuruluğu belirtilerini artırma yönünden olumsuz etki gösterir. Göz doktorunun önerdiği ve seçtiği kontak lensleri, onun tanımladığı şekilde kullanmak gerekir” dedi.

Göz tansiyonunda uzun süre kullanılan ilaçların da gözyaşı bezleri ve salgı sağlayan hücrelerin yapılarını bozarak göz kuruluğuna yol açabildiğini aktaran Ersöz, alerji için alınan ilaçların da göz yaşı salgısını bozarak şikayetleri arttırabileceğini belirtti.

Hastalıkta yaş ve cinsiyet faktörünün de önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ersöz, şöyle devam etti:

“Kadınların menopoz dönemleri, bir takım hormonal değişikliklere yol açar ve hormonların azalması gözyaşı bezlerinin çalışmasını olumsuz etkiler. Özellikle kadınlarda 40’lı yaşlarda bu rahatsızlığın görülme sıklığı artar. Yaş ilerledikçe de gözün çeşitli yapısal bozuklukları ve salgı sisteminde olan bozukluklar gençlere göre daha fazla ortaya çıkar.”
 

817 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Yaz mevyelerinin vazgeçilmezlerinden olan karpuz tüketilerek, alzheimer, kalp, damar, tansiyon ve felç gibi pek çok hastalığın önüne geçilebileceği bildirildi.

Gazi Üniversitesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, vücuttaki en önemli molekül olan nitrik oksitin, damarları rahatlattığını, kan basıncını düşürdüğünü, kalp krizi veya felç riskini azalttığını söyledi.

Nitrik oksitin vücuttaki endotel hücreler tarafından üretildiğini belirten Uslu, kılcal damarlar, atardamar ve toplardamar sisteminin arasına yerleşmiş ve etrafında kas dokusu olmayan nitrik oksitin, tek sıra halinde dizilmiş endotel hücrelerinden oluşan ancak mikroskop altında görülebilen bir yapı olduğunu ifade etti.

Endotel hücrelerinden salgılanan maddelerle düz kas tabakasının uyarıldığını, damarların kasılıp gevşemesiyle de damar gerginliğinin kontrol edildiğini dile getiren Uslu, “Bundan dolayı bu hücrelere tansiyonun dengelenmesinde de önemli bir vazife yüklenmiştir. Nitrik oksit ve onu üreten endotel hücreler yaşamın gizli gücüdür. Sağlıklı olmamız için endotel hücrelerin yeteri kadar nitrik oksit salgılaması gerek” diye konuştu.

ALZHEİMER’E KARPUZ ÖNLEMİ

Bu nedenle endotel hücrelerinin nitrik oksit üretimini artıran besin desteklerine ihtiyaç duyulduğunu anlatan Uslu, içinde L-arginine ile L-citrulline, protein ve omega-3 yönünden zengin olan gıdalar yenilirse nitrik oksit üretiminin artırılmış olacağını kaydetti.

“Karpuz, sarımsak, soğan, enginar (pişmiş), avokado, muz, kuru fasulye, siyah erik, böğürtlen, yaban mersini, badem, siyah çikolata, kavun, kırmızı et (ölçülü), balık yağı, keten tohumu, tavuğun göğsü, greyfurt, üzüm, marul, ıspanak, çilek, balık türleri vücudumuzda nitrik oksit miktarını artırır” diyen Uslu, şöyle devam etti:

“Böylece hemen hemen her türlü hastalıktan korunmuş oluruz. Alzheimer’dan tutunda kalp, damar hastalıklarına, tansiyon ve felç gibi pek çok hastalığın önlenmesinde faydalıdır. Böylece bu hastalıkların önüne geçmiş oluruz.” 

831 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Güve hastalığı nedeniyle ihracatı azalan ve iç piyasada bollaşan sera domatesinin fiyatının düşmesi üreticiyi üzdü. İzmir Sebze Meyve Hali’nde sera dometesinin kilogramı en az 50 kuruş, en çok 1.5 liradan satılıyor. Önümüzdeki günlerde tarla domatesinin de çıkmasıyla bu fiyatın daha da gerilemesi bekleniyor. Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ferdan Çiftçi, bu yıl üreticiyi büyük sıkıntıya sokan domates için “Bol bol tüketin, yaşlanmayı geciktirin” dedi.

Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ferdan Çiftçi, domates üreticisinin son yılların en zor dönemini yaşadığını belirterek, önümüzdeki günlerde tarla domatesinin de çıkmasıyla fiyatın daha da düşeceğini belirtti. Çiftçi şöyle konuştu:

“Domateste güve hastalığı oldu, ihracat durma noktasına geldi. Yaz mevsiminin gelmesiyle ürün bolluğu yaşanıyor. Avrupa’da rakip ülkelerde de yaz üretimin başlamasıyla arz talep dengesi bozuldu. İhraç edilmeyen domates iç piyasada kaldı, arz çok olunca fiyat düştü. Bu daha sera domatesi,önümüzdeki günlerde tarla domatesi de pazara girecek. O zaman fiyat daha da düşecek. Zaten zor durumda olan çiftçi domatesten bile zarar ediyor.”

BOL BOL TÜKETİLMELİ

Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ferdan Çiftçi, tüketicinin domatesi sofrasından eksik etmemesi gerektiğini vurgulayarak, içindeki likopenin önemine dikkat çekerek şöyle dedi:

“Domatesin pişirilmesi sonucu kullanılabilir likopen oranı artar. Bu nedenle sofraya gelen domatesin hafif kızartılması gerekir. Likopen yaşlanmayı geciktirir, kalp damar hastalığı, kanser özellikle prostat kanseri, diyabet, osteoporoz ve hatta erkeklerde kısırlık riskini azaltır. Likopen ağız kanseri riskini de azaltır.”

DOMATES HER DERDE DEVA

Domates yüksek kan basıncını düşürmede oldukça faydalıdır. Domatesin içinde oldukça zengin bulunan C vitamini, E vitamini ve potasyum ve çok az tuz sayesinde kan basıncını ayarlayabilmektedir. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Felç ve katarakt riskini azaltır. Hazmı kolay olan domates özellikle nişastalı yiyeceklerin hazmını kolaylaştırır. Yüksek oranda bulunan C vitamini sayesinde nezle ve gribe karşıda koruma sağlar. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı giderir. Romatizmaya iyi gelir. Damar sertliğini giderir. Nasırların sökülmesine yardımcı olur ve çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Arı sokmalarına ve yanık tedavilerine destek olur. İsilik ve mayasıla iyi gelir. 

730 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Sağlık Bakanlığı Hastane Enfeksiyonları Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Öztürk, mikroorganizmaların hastalık yapmaya devam ettiğini ancak tedavi edecek tam etkili antibiyotiğin artık kalmadığını söyledi.

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) tarafından düzenlenen 5. Türkiye EKMUD Kongresi’ne katılan Öztürk, gazetecilere yaptığı açıklamada, antibiyotiklerin hem tıp hem de veterinerlik ve özellikle çiftliklerde tavuklar için büyüme faktörü olarak yaygın şekilde kullanıldığını belirtti.

Bu durumun antibiyotiklere karşı hem toplumdan hem de hastaneden kazanılan enfeksiyonlarda çok ciddi direnç artışına neden olduğunu dile getiren Öztürk, “Antibiyotik ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok direnç gelişiyor, antibiyotiğin etkisi azalıyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün üye ülkelerdeki antibiyotik kullanımı ve direncine ilişkin verilere dayanarak “Küresel Direnç Felaketi” adıyla bir rapor hazırladığını anlatan Öztürk, antibiyotiklerin etkisini giderek kaybettiğini ve hatta antibiyotiklere karşı oluşan direnç nedeniyle ilaç firmalarının bu konuda Ar-Ge çalışmalarını azalttığını kaydetti.

Artık antibiyotik çağı sonrası bir dönemin başladığına işaret eden Prof. Dr. Öztürk, “Antibiyotikleri kaybediyoruz. Mikroorganizmalar hastalık yapmaya devam ediyor ama elimizde etkili çok az antibiyotik kaldı. Tam etkili antibiyotik artık yok” diye konuştu.

ARTIK ANTİBİYOTİKLER BAZI HASTALARI TEDAVİ ETMİYOR

Prof. Dr. Recep Öztürk, antibiyotiklere karşı direnç oluşmasında en önemli etkenin gereksiz yere kullanım olduğuna dikkati çekti. Antibiyotiklere ihtiyaç duyulmayan hastalıklarda da antibiyotik tedavisinin uygulandığını dile getiren Öztürk, çocuklarda boğaz iltihabının yüzde 35’i, erişkinlerde ise yüzde 15’inin antibiyotik tedavisine gereksinim duyduğunu ifade etti.

Zaman zaman hekim antibiyotik yazmasa bile hastanın baskıcı bir tavır üstlendiğini ifade eden Öztürk, antibiyotiklere karşı hem hekimin hem de hastaların bilinçli yaklaşması gerektiğini belirtti.

Öztürk, antibiyotiklerin etkisini yitirmesi nedeniyle bazı hastalıkların tedavi edilemez konuma geldiğini kaydetti. Daha fazla harcama yaparak antibiyotikleri birleştirmek zorunda kaldıklarını ve bu durumun da hastalara zarar verdiğini öne süren Öztürk, gereksiz antibiyotik kullanımını engellemek için toplumun bilinçlendirilmesi ve eczanelerde reçetesiz antibiyotik satışının yapılmaması gerektiğini vurguladı.  

534 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Yemek ve tatlıların vazgeçilmez malzemelerinden olan ceviz, içerisinde bulundurduğu mineraller, gıda maddesi, antioksidanlar ve vitaminlerle pek çok hastalığın tedavisine yardımcı oluyor.

Ceviz yetiştiriciliği konusunda 2 kitabı bulunan Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen, cevizin insan beynine çok benzediğine dikkati çekerek, bunun mükemmel bir beyin gıdası olduğunu söyledi.

Cevizin düzenli olarak yenilmesi halinde bazı hastalıkların gelişmesini önleme özelliğinin bulunduğunu belirten Şen, “Cevizin bir gıda maddesi olduğu unutulmamalı ve ceviz kesinlikle bir ilaç olarak düşünülmemelidir. Sağlıklı beslenme için mutlak gerekli bir gıdadır” diye konuştu.

Şen, cevizin yüksek oranda omega 3 yağına sahip olduğunu vurgulayarak, “Beynimizin yüzde 60’tan fazlası yapısal olarak yağdır. Beyin hücrelerimiz görevlerini sağlıklı olarak yerine getirebilmeleri için bu yapısal yağa yani omega 3’e ihtiyaç duyarlar. Omega 3 beyin fonksiyonları için, büyüme ve gelişme için hayatidir. Hem dinlenmede, hem stres altında ceviz, kan basıncını düşürmektedir. Yani cevizler beyin için neden önemli denildiğinde cevizin yüksek miktarda omega 3 yağ asidi içeriyor olması cevabını verebiliriz” ifadesini kullandı.

Cevizin, depresyon, alzheimer, aşırı yeme ve benzeri zorlayıcı davranışları, anti deprosyana karşı kullanılan ilaçları, hiçbir tehlikeli yan etkisi olmadan ortadan kaldırabilecek özellikte bir besin maddesi olduğunu anlatan Şen, cevizin zihin açıklığına da destek olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Şen, cevizin ham ve organik olarak yenilmesinin önemine vurgu yaparak, böylelikle antioksidan özelliğinden yararlanıldığını belirtti.

Günde sadece 6-7 cevizin yüksek seviyede antioksidan için yeterli olduğunu anlatan Şen, “Fazla miktarda antioksidana sahip olmalarına rağmen vatandaşlar antioksidanların vücut için mutlak gerekli oluşlarını bilmediği için sert kabuklu meyveleri yeterince yemiyor. Ayrıca cevizi mümkün olduğunca ham tüketilmeli, tuzlu, çikolatalı ve ya şekerli olanlarından uzak durmalıdır. Cevizi yoğurtla beraber, yoğurdun içine karıştırarak da yiyebilirsiniz. Cevizin verdiği kalori nedeniyle günlük tüketimi de 80 gramı çok fazla geçmemelidir” şeklinrde konuştu.