441 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine ilişkin itirazlarını oybirliğiyle reddetmesine ilişkin kararının gerekçesi belli oldu.

YSK’nın gerekçesinde, CHP’nin “yürütme organının tarafsız konumunu kaybetmesi seçim güvenliğini ve güvenirliliğini ihlal etmiştir” iddiasıyla ilgili, bakanların aday olabilmek için görevden çekilmelerin gerek olmadığı yönündeki karara yer verildi. Bu kararın Anayasa ve yasalara uygun olduğu ifade edilen gerekçede, “Mevcut belediye başkanı görev yaptığı yerde tekrar belediye başkanlığına aday olabilmek için istifa etmeyerek görevine devam edebilmekte iken, aynı yerde belediye başkanlığına aday olmak isteyen kabine üyesinin görevinden çekilmesin beklemek adil bir yaklaşım tarzı olmayacaktır” ifadesi yer aldı.

İçişleri Bakanı Efkan Ala ve bazı bakanlık yetkililerinin oyların sayımına müdahele ettiği konusunda çeşitli basın organlarında haberlerin yer aldığının iddia edildiği de kaydedilen gerekçede, bu konuda incelemeyi gerektirir nitelikte resmi belge sunulmadığı, seçim kurullarına da intikal etmiş bir başvuru bulunmadığı belirtildi. Ayrıca konuyla ilgili seçim kurullarınca düzenlenmiş bir tutanağın da ibraz edilmediği ifade edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Bu açıdan yaklaşıldığında, yapılan seçimin meşruiyeti konusunda seçmenlerin kafasında kuşku uyandırmayı amaçlayan ve altında somut bir bilgi ve belge bulunmayan haberler olarak değerlendirilmesi gerekmiştir. Yürütme organının etkin isimlerinini seçim süresince ve oyların sayım, dökümü esnasında bir taraf lehine baskı oluşturan davranışlarda bulunduğuna yönelik çeşitli basın organlarında haberler yer aldığı iddiasıyla ilgili seçim kurullarına ve YSK’ya intikal eden bir itiraz olmaması veya bu konuda kurullarca düzenlenen bir tutanak örneğinin sunulmaması nedeniyle iddia ciddi bulunmamıştır.”

“ÖNEMLİ OLAN SEÇSİS SİSTEMİNE DOĞRU AKTARMAK”

Gerekçede, “2 bin 908 sandık sonuç tutunağında resmi mühür bulunmamasının kanuna aykırı olduğu ve söz konusu tutunakların tam kanunsuzluk nedeniyle iptalinin gerektiği” iddiaları da incelendi. Geçerli oy pusulası toplamı ile siyasi partilere verilen oy miktarları toplamının birbirini doğruladığının tespit edildiği belirtilen gerekçede, şöyle devam edildi:

“Evrak üzerinde mühür bulunmaması resmi evrakın geçersizliği sonucunu doğuracak bir eksiklik olmayıp, sonradan ilgililerince tamamlanabilecek bir noksanlık olarak değerlendirilmiştir. Önemli olan, sandık sonuç tutanağında sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından ıslak imza ile imzalanan tutanağın ilçe ve il birleştirme tutanaklarına ve dolayısıyla SEÇSİS sistemine doğru olarak aktarılmasıdır. Nitekim, sandık sonuç tutunaklarında siyasi partilere ait oy miktarlarının değiştirildiğine ilişkin bir iddiada da bulunulmamaktadır. İtiraz dilekçesinde belirtildiği gibi siyasi partilerin aldıkları oy miktarlarının toplamının, oy kullanan seçmen sayısına eşit olması değil, geçerli oy pusulası toplamına eşit olması gerektiği hususunun dikkatten kaçırılıdğı sonucuna varılmıştır.”

Gerekçede, “Seçim iradesinin ve sandık kurullarının kusuru nedeniyle ortaya çıkan geçersiz oyların seçim sonucunu etkilediğine yönelik” iddiaları hakkında, Kurul’un Sandık Kurullarının Görev ve Yetkilerini Gösterir Genelgesi’ne yer verildi.

Sandık kurullarında görev yapan üyelere oy verme gününden önce gerekli eğitimlerin verildiği ifade edilen gerekçede, sandık kurullarının seçmeni bilgilendirmediği ve sandık kurullarının kusurlu davranışı sonucunda seçim iradesinin sakatlandığı yolundaki iddiaya da itibar edilmediği vurgulandı.

İlgili genelgede, oy verme sırasına ilişkin ayrıntılı bilgilerin yer aldığı aktarılan gerekçede, oy vermede sıra ve pusulaların konulacağı zarflar ile hangi oy pusulalarının hangi zarf içerisine konulacağı konularındaki genelgeler dolayısıyla uygulamalar arasında bir farklılık bulunmadığı kaydedildi. 

“GEÇERSİZ OYLAR SEÇİM SONUCUNU DEĞİŞTİRMİYOR”

Seçimde Ankara’da geçerli oyların geçersiz oylara oranının yüzde 3.92, 29 Mart 2009’da yapılan seçimde ise bu oranın yüzde 3.80 olduğuna işaret edilen gerekçede, “Seçim sonuçları, 29 Mart 2009 seçimi ile kıyaslandığında, bu istatistiki bilgilerden geçersiz oylarda seçimin sonucunu değiştirecek bir artışın olmadığının açıkça anlaşılması karşısında, seçim idaresinin ve sandık kurullarının kusurunun bulunduğuna yönelik iddia yerinde bulunmamıştır” değerlendirmesinde bulunuldu.

“187 sandıkta seçmen sayısından fazla oy kullanıldığı” iddiasıyla ilgili yapılan inceleme sonucu, CHP’nin başvurusundaki listede mükerrer yazım nedeniyle 187 değil, 164 sandıkta seçmen sayısından fazla oy kullanıldığının iddia ettiği kaydedildi.

Bu sandıklarda kanun gereği oy kullanan seçmen sayısının da 470 olduğunun tespit edildiği belirtilen gerekçede “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde oy kullanan seçmen sayısının 3 milyon 286 bin 145 olduğu dikkate alındığında, toplam 164 sandıkta kanun gereği oy kullanan 470 seçmene kuşku ile bakılması anlaşılamamıştır” ifadelerine yer verildi.

Gerekçede, “Seçime katılma yeterliliği taşımayan siyasi partilerin seçime katılmasının seçimi sakatladığı” iddiasıyla ilgili yapılan değerlendirmede de Siyasi Partiler Kanunu’nda hangi partilerin seçime katılacağının belirlendiği hatırlatıldı. Seçime katılacak siyasi partilerin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından alınan bilgiler doğrultusunda belirlendiği kaydedilen gerekçede, teşkilatlanmasını tamamlamış siyasi partinin seçime katılmasının engellenmesinin, seçimin meşruiyetinin daha çok tartışılmasına yol açabilecek bir hata olacağı vurgulandı. 

SOSYAL MEDYA YASAKLARI

“Seçim kampanyası döneminde medyada yapılan yayınlar ve sosyal medya üzerindeki yasaklamaların seçimlerin sağlıklı ortamda yapılmasına engel olduğu” iddiası da incelenen gerekçede, “(Twitter.com)isimli internet sitesine, tüm Türkiye’den erişim engeli konulmuş olması propagandanın engellenmesi anlamına gelmeyeceği gibi, seçimin iptalini gerektirecek bir uygulama olarak da değerlendirilmemiştir” ifadesi kullanıldı.  

434 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, toplantının başında, geçtiğimiz günlerde vefat eden CHP İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nu andı.

Daha sonra tasarıyı görüşen komisyon, 99 maddelik tasarının 62 maddesini kabul etti.

Tasarı, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapanlara verilen cezayı artırıyor. Esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişiye verilen 1 yıldan 7 yıla kadar olan hapis cezası, 4 yıldan 12 yıla çıkarılıyor.

Özellikle kendi kullanımı için ihtiyaç duyduğu esrarı elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.

Tasarı, bölge idare mahkemelerinin oluşumunu yeniden düzenliyor.

Bölge idare mahkemeleri; başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge idare mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşacak. Bölge idare mahkemelerinde, biri idare diğeri vergi olmak üzere en az 2 daire yer alacak. Gerekli hallerde dairelerin sayısı, Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine HSYK’ca artırılıp azaltılabilecek.

Bölge idare mahkemelerinin görevleri arasında, istinaf başvurularını inceleyip karara bağlamak da yer alacak. Bölge idare mahkemeleri ayrıca, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlayacak.

Bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu, bölge idare mahkemesi başkanı ile daire başkanlarından oluşacak. Başkanlar kurulu eksiksiz toplanacak, çoğunlukla karar verecek.

Bölge idare mahkemesi başkanı, daire başkanları ve üyeleri, istekleri olmaksızın 4 yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamayacak. Ancak ihtiyaç bulunması halinde muvafakatleri alınarak veya haklarında yapılacak soruşturma sonunda görev yeri veya görevlerinin değiştirilmesine HSYK’ca karar verilebilecek. Danıştay daire başkanı ve üyeleri, istekleri üzerine bölge idare mahkemesi başkan veya daire başkanı olarak atanabilecek.

Her daire, bir başkan ve 2 üyenin katılımıyla toplanacak. Görüşmeler gizli yapılacak, kararlar çoğunlukla verilecek.

3 ay içinde kurulacak

Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da öngörülen, tek hakimle çözümlenecek davalara ilişkin parasal sınırın her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında arttırılması sırasında, 10 milyon lirayı aşmayan bölüm yerine bin lirayı aşmayan kısım dikkate alınmayacak.

Adalet Bakanlığı, tasarının yasalaşıp yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içinde bölge idare mahkemelerini kuracak. Mevcut bölge idare mahkemeleri, ilan tarihine kadar faaliyetlerine devam edecek. İlan tarihi itibarıyla, mevcut bölge idare mahkemelerinde bulunan dosyalar; yargı çevreleri dikkate alınarak kurulan bölge idare mahkemelerine devredilecek.

İvedi yargılama usulü geliyor

Tasarı, idari yargılamaya “ivedi yargılama usulünü” getiriyor.

İvedi yargılama usulü, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri, acele kamulaştırma işlemleri, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları, Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri, Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun çerçevesinde alınan Bakanlar Kurulu kararlarından doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanacak.

İvedi yargılama usulünde, dava açma süresi 30 gün olacak. 7 gün içinde ilk inceleme yapılacak, dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılacak.

Savunma süresi, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren 15 gün olacak, bu süre bir defaya mahsus en fazla 15 gün uzatılabilecek. Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin verilecek kararlara itiraz edilemeyecek. Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç 1 ay içinde karara bağlanacak.

İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde istinaf yoluna başvurulabilinecek. Ancak konusu 5 bin lirayı geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında verilen idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacak.

Bölge idare mahkemelerinin temyize açık olmayan kararları kesin olacak.

İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamayacak.

Hangi kararlar temyiz edilecek?

Tasarıya göre, Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin; düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları, konusu yüz bin lirayı aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar, belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davalar, belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya 30 veya daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları, müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları ile imar planlar, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar ile Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nca itiraz üzerine verilen kararlar ile Boğazici Kanunu’nun uygulanmasından doğan davalarda verilen kararlar, Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde temyiz edilebilecek.

Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar, ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası ve kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar, liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar, Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çercevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ile Yap-İşlet-Devret Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un uygulanmasından doğan davalar, Serbest Bölgeler Kanunu’nun uygulanmasından doğan davalar, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun uygulanmasından doğan davalara da Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde temyiz imkanı getiriliyor.

Danıştay, temyiz incelemesi sonunda kararı hukuka uygun bulursa onayacak. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararı gerekçesini değiştirerek; kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa de kararı düzelterek onayacak.

Danıştay, temyiz incelemesi sonunda, görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi, usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunmasından dolayı kararı bozacak.

Temyiz incelemesi

Temyiz incelemesi sonucunda verilen karar, dosyayla birlikte kararı veren merciye gönderilecek. Temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma kararı üzerine ilgili mercii, dosyayı öncelikle inceleyecek ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verecek.

Bölge idare mahkemesi, Danıştay’ca verilen bozma kararına uyabileceği gibi kararında ısrar da edebilecek. Danıştay’ın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılacak. Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi halinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulu’nca incelenecek ve karara bağlanacak. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunlu olacak.

İdari yargıda istinaf kanun yolunun kabul edilmesinin zorunlu sonucu olarak, kanun yararına temyiz kurumunda değişiklik yapıldı. Buna göre, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar aleyhine kanun yararına temyiz yoluna başvurulabilecek.

Bu Kanunla idari yargıda kanun yollarına ilişkin getirilen hükümler, bölge idare mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlayacakları tarihten sonra verilen kararlar hakkında uygulanacak. Bu tarihten önce verilmiş kararlar hakkında, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan kanun yollarına ilişkin hükümler uygulanacak.

38 daire olduğu hükme bağlandı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda öngörülen parasal sınırların, her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılması sırasında bin Türk Lirası’nı aşmayan bölümü dikkate alınmayacak.

Yargıtay dairelerinin hukuk veya ceza dairesi olarak sayıları belirtilmeksizin toplam 38 daire olduğu hükme bağlandı. Bunların kaçının hukuk, kaçının ceza dairesi olacağına ve bu daireler arasındaki iş bölümüne Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından karar verilecek.

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nu oluşturan daire başkanları ve üyelerin sayısı, daha katılımcı ve çoğulcu bir Kurul oluşturulmasını sağlamak amacıyla 8’den 12’ye çıkarılacak. Yedek üyelerin sayısı da 4’ten 8’e yükseltilecek. Böylece daha çok sayıda daire başkan ve üyelerinin Birinci Başkanlık Kurulu’nda temsili sağlanacak.

Başkanlar Kurulu’nun hazırladığı işbölümü karar tasarısı üzerinde, Büyük Genel Kurul’da değişiklik teklif edilebilmesi için gerekli 3’te 1 oranı, 10’da bir olacak şekilde değiştirilecek.

Yargıtay genel sekreter yardımcısı olabilmek için birinci sınıfa ayrılmış olma şartı aranacak. 

551 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Fransa’nın Strasbourg kentinde AİHM Yargıcı Işıl Karakaş, Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Dean Spielmann, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland ve Avrupa Komisyonu İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks ile görüştü.

Temasları sonrasında basına açıklamalarda bulunan Bozdağ, görüşmelerin gayet olumlu geçtiğini belirterek Türkiye’nin demokratikleşme süreci konusundaki attığı adımlar, AİHM içtihatları ve bu çerçevede yaşanan gelişmelerin değerlendirildiğini söyledi. Bozdağ, Türkiye’nin şu an AİHM nezdindeki sıralamasında 2. sıradan 4. sıraya gerilediğinin altını çizerek bu gerilemenin Türkiye’nin karnesindeki iyileşmenin en açık ispatı olduğunu dile getirdi.

Bu süreçte Türkiye’nin daha çok yol katedeceğine inandığını ifade eden Bozdağ, şöyle konuştu:

“Şu an istediğimiz yerde değiliz ama iyileşme göstergesi olması açısından önemli. Önümüzdeki süreçte Türkiye sıralaması daha da gerileyecek ve AİHM nezdindeki dava sayısı daha da azalacaktır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılması, Türkiye’deki tazminat kurulunun kurulmuş olması son derece önemli fonksiyonlar icra edecektir. Bu bağlamda istinaf mahkemelerini de bu yıl içinde hayata geçiriyoruz. İstinaf mahkemeleri de AİHM’e gelen dava sayısını önemli ölçüde azaltacaktır.”

Bozdağ, bu süreçte AİHM içtihatlarının daha fazla dikkate alınmasını sağlayacak adımlar atacaklarına vurgularken, AİHM kararlarıyla da uyumlu bir yargı sürecinin inşaası için ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti. Konuyla ilgili hem AİHM Başkanı hem de Avrupa Konseyi Genel Sekreterinden Türkiye’deki olumlu gelişmeler hakkında övgü dolu sözler duyduğunu söyleyen Bozdağ, tüm ilerlemelere karşın daha atacak çok adımın olduğunu belirtti.

Venedik Komisyonu’ndaki görüşmelerde de Türkiye ve Venedik Komisyonu arasındaki işbirliğinin karşılıklı olarak devam ettirilmesi gerektiğinin vurgulandığını dile getiren Bozdağ, ilerleyen günlerde hem HSYK’ya hem de yargıya ilişkin konularda yapılacak çalışmalar noktasında görüş alışverişinde bulunduklarını dile getirdi.

428 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda, sağlık çalışanlarına yönelik artanşiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporu üzerinde söz aldı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün, 2002 yılında yayımladığı Şiddet ve Sağlık Raporu’nda, şiddetin önlenmesini, halk sağlığı mücadelesinin önceliklerinden birisi olarak ilan ettiğini anımsatan Müezzinoğlu, şiddet olgusunun, küresel yaygınlığa erişmiş önemli bir sorun olduğunu söyledi.

Sağlık kurumlarında yaşanan şiddetin, aile içinde ya da sosyal alanlarda baş gösteren şiddetin bir parçası olduğunu belirten Müezzinoğlu, bu nedenle şiddete yönelik önlemlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

Sağlıkta şiddet olaylarının kamuoyunda farkındalığın arttığı 2012 yılından itibaren bugüne kadar şiddeti önleme amaçlı yapısal, hukuksal nitelikte çalışmalar yaptıklarını anlatan Müezzinoğlu, şöyle devam etti:

” Sağlık kurumlarındaşiddet olaylarının takibi ve hukuksal destek sağlamak amacıyla beyaz kod uygulamasını başlattık ve ALO 113 hattını kurduk. 14 Mayıs 2012 tarihi itibariyle beyaz kod uygulamasının başlamasıyla şiddet vakalarının kayıtları merkezi kayıt sistemi ile tutulmaya başladı. Beyaz kod birimine 1 Haziran 2012-21 Mayıs 2014 tarihi arasında gelen toplam şiddet başvuru sayısı 20 bin 159’dur. Bu başvuruların beyaz kod birimine bildirme ve takibinin yüzde 76’sı kurum yöneticileri tarafından yapılmaktadır. Bu, yöneticilerimizin sağlık çalışanlarımıza sahip çıkması açısından önemlidir.

Yargı mercilerine intikal eden vaka sayısı 14 bin 66’dır. Fiziksel şiddet nedeniyle açılan dava sayısı 4 bin 706, sözel şiddet nedeniyle açılan dava sayısı 9 bin 360’tır. Mahkumiyetle sonuçlanan dava sayısı 881’dir.

Gerek sağlık mevzuatında gerekse TCK’da, caydırıcılığı artırmak amaçlı gerçekleştirdiğimiz düzenlemeler sonrasında mahkemelerin, hakimlerin, savcıların konuya olan duyarlılıkları arttı.

Bu tedbirlerin yanı sıra şiddete uğrayan sağlık çalışanlarına, acil hizmetler dışında hizmetten çekilme hakkı tanıyan genelgeyi yayımladık.

Bu yılın başında yaptığımız düzenlemeyle, kamu ve özel sektör sağlık kurumlarında görevi başında sağlık çalışanına yönelik kasten yaralama suçunu tutuklama nedeni varsayan suçlar arasına aldık. Sağlık çalışanı şikayetçi olmasa bile şiddet olaylarını kamu davası cihetiyle hukuki zemine taşınmasını sağladık.”

Sağlıkta onlarca yıllık plansızlığın birikimi olan fiziksel yetersizlikler, insan kaynağı kısıtlılığı ve iş yükü artışı gibi sorunların şiddete ortam oluşturucu etkisinin olduğunu ifade eden Müezzinoğlu, sağlık çalışanlarının, hasta ve hasta yakınlarının şiddet algısını ölçen araştırmaların bunu desteklediğini söyledi.  

344 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin aktif ve çok yönlü bir dış politika ortaya koyduğuna dikkati çekerek, “ASEAN’dan Afrika Birliği’ne, İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan Amerika Ülkeleri Organizasyonu’na Türkiye’nin ciddi bir ilişki tesis etmediği bölgesel organizasyon neredeyse kalmadı” dedi.

Bakan Davutoğlu, Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtane Lamamra’nın davetlisi olarak, Cezayir’de yapılan Bağlantısızlar Hareketi 17. Bakanlar Toplantısı’na katıldı.

Toplantının genel kurulunda katılımcılara hitap eden Davutoğlu, Bağlantısızlar Hareketi’nin barış ve güvenliğin, eşitlik, saygı, ortak değerler ve işbirliğini esas alarak ülkeler arasında güçlü bir birlik iradesiyle güven altına alınabileceğini temel alan Bandung prensipleri üzerine kurulduğunu hatırlattı. Davutoğlu, Türkiye’nin, Bağlantısızlar Hareketi tarafından son zamanlarda atılan adımları ilgiyle takip ettiğini belirtti.

Türkiye’nin dış politikası hakkında da bilgi veren Davutoğlu, doğu ve batıyı, kuzey ve güneyi bir araya getiren aktif ve çok yönlü bir dış politika ortaya koyduklarını kaydetti.

Coğrafi konumunu ve yakın tarihi ve kültürel bağlarının da avantajını kullanarak Türkiye’nin, geniş bir alanda, Avrasya ve Afrika’nın kalbinde diyaloğu ve kültürlerarası etkileşimi desteklediğini dile getiren Davutoğlu, Türkiye’nin uluslararası alanda barışı, kültürlerarası anlayışı ve karşılıklı saygıyı teşvik etmek için Birleşmiş Milletlerin de desteklediği İspanya ile Medeniyetler İttifakı, Finlandiya ile de Barış Arabuluculuğu girişimi yürüttüğünü söyledi.

Türkiye’nin çok çeşitli uluslararası ve bölgesel organizasyonlarda yer almasının da Türk dış politikasının çok yönlü karakterini yansıttığını vurgulayan Davutoğlu, “ASEAN’dan (Güneydoğu Asya Uluslar Birliği) Afrika Birliği’ne, İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan Amerika Ülkeleri Organizasyonu’na Türkiye’nin ciddi bir ilişki tesis etmediği bölgesel organizasyon neredeyse kalmadı” diye konuştu.

AFRİKA AÇILIMI

Türkiye’nin Afrika’dan Pasifik’e, Latin Amerika’dan Okyanusya’ya kadar tüm bölgelerde varlığını artırmaya devam ettiğini vurgulayan Davutoğlu, dünya genelindeki temsilcilik sayısını 222’ye çıkardıklarını ve yakın zamanda 26 yeni temsilcilik açmayı planladıklarını aktardı. Davutoğlu, “Türkiye, dünya çapında en fazla temsil edilen beşinci ülke olacak” dedi.

Türkiye’nin Afrika açılımı hakkında da konuşan Davutoğlu, şu an 35 olan Afrika’daki büyükelçilik sayısının 2014 sonu itibarıyla 39’a çıkacağını açıkladı. 2009’da 11 ülkenin Afrika’da temsilciliği bulunduğunu ifade eden Davutoğlu, bu sayının bugün 28’e yükseldiğini aktardı. Davutoğlu, Türk Hava Yolları’nın 28 ülkede 46 ayrı noktaya uçuş gerçekleştirerek dünyanın en büyük havayollarından biri haline geldiğini söyledi.

ASYA-PASİFİK BÖLGESİYLE İLİŞKİLER

Asya-Pasifik bölgesiyle ilişkileri güçlendirmeye uğraştıklarını da dile getiren Davutoğlu, Çin, Japonya ve Güney Kore ile ilişkilerin stratejik ortaklık olarak isimlendirilebileceğini kaydetti. Davutoğlu, Pakistan, Hindistan ve Afganistan’la tarihi ve kültürel bağların da bu ülkelerle mevcut mükemmel ilişkilerin devamına imkan sağladığını belirtti.

Myanmar, Sri Lanka, Kamboçya ve Brunei’de geçen iki yılda açılan dört yeni temsilcilikle bölgedeki diplomatik varlığın güçlendiğini vurgulayan Davutoğlu, Latin Amerika ve Karayipler’le ticaretin yanında bölgesel kurum ve organizasyonlar yoluyla yoğun ilişkiler geliştirildiğini ifade etti. Davutoğlu, Kolombiya, Peru, Ekvator, Dominik Cumhuriyeti ve Panama’da ise yeni diplomatik misyonlar açtıklarını söyledi.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığının (TİKA) 37 ülkede 39 koordinasyon ofisi açtığına da değinen Davutoğlu, TİKA’nın teknik işbirliği ve koordinasyon konusunda küresel bir rol oynadığına dikkati çekti.

İNSANİ YARDIMLAR

Davutoğlu, Türkiye’nin yaptığı yardımlardan da bahsederek, insani yardımı kalkınma yardımıyla birleştirerek yardım konusunda bütüncül bir yaklaşım sergilediklerini dile getirdi. Türkiye’nin 2013 yılı Küresel İnsani Yardım Raporu’na göre dünya genelinde en çok bağış yapan dördüncü ülke olduğunu aktaran Davutoğlu, “Türkiye, 2016’da ilk defa yapılacak olan Dünya İnsani Yardım Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak” dedi.

BAĞLANTISIZLAR HAREKETİ

Soğuk savaş döneminde herhangi bir bloğa dahil olmayan ülkelerin oluşturduğu Bağlantısızlar Hareketi, üye ülkelerin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini başta sömürgecilik ve yayılmacılık olmak üzere her türlü baskı ve müdahaleye karşı korumayı amaçlıyor.

Herhangi bir resmi yapıya, sözleşmeye veya daimi sekreterliğe sahip olmayan örgütün karar mekanizmasını “Bakanlar Toplantısı” ve “Liderler Zirvesi” oluşturuyor.

Dünyanın her bölgesinden çeşitli ülkeleri bir araya getiren Bağlantısızlar Hareketi, Türkiye’nin önem verdiği “etkin çok taraflılık” ilkesinin küresel boyuttaki temsilcilerinden ve uygulayıcılarından biri olarak görülüyor.

DESTEKLERİNİ TEYİT ETME İMKANI BULDUK

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyelik adaylığına ilişkin, “Bazı ülkelerin yazılı desteği vardı, bazıları sözlü destek vermişti, desteklerini teyit etme imkanı bulduk. Ayrıca bu ülkelerle ikili ilişkilerimiz ve bölgesel işbirliği konularını kapsamlı bir şekilde ele alma imkanı bulduk” diye konuştu.

Davutoğlu, Bağlantısızlar Hareketi 17. Bakanlar Toplantısı’na katılmak için geldiği Cezayir’de, toplantı ile gün boyu gerçekleştirdiği temaslara ilişkin gazetecilere değerlendirmelerde bulundu.

Bağlantısızlar Hareketi’nin, son dönemde özellikle krizlerin yoğunlaştığı bir konjonktürde, soğuk savaş şartlarının yeniden çıkma riskinin olduğu bir dönemde çok önemli bir gündemle toplandığını belirten Davutoğlu, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada, uluslararası toplumun, son dönemde karşı karşıya kaldığı krizlerle ilgili barış ve istikrarı sağlayacak şekilde harekete geçmesi ve soğuk savaş şartlarını hatırlatan kutuplaşmalardan kaçınması çağrısında bulunduğunu söyledi.

Davutoğlu, Türkiye’nin, özellikle “Medeniyetler İttifakı ve Arabulucular Konferansı, En Az Gelişmiş Ülkeler İnisiyatifi” gibi inisiyatiflerdeki rolüne, kuzey-güney, doğu-batı diyaloglarındaki merkezi konumuna dikkati çektiğini anlatarak, Bağlantısızlar Hareketi’nin benimsediği temel ilkeleri Türkiye’nin de kabul ettiğini aktardı.
Toplantının ikili temaslar için büyük bir imkan oluşturduğunu dile getiren Davutoğlu, birçok ülkeden mevkidaşıyla bir araya geldiğini ve bu çerçevede Türkiye’nin 2015-2016 BMGK geçici üyelik adaylığı konusunda görüşmeler yaptıklarını kaydetti.

Davutoğlu, Cezayir Milli Halk Meclisi Başkanı El-Arabi Veled Halife ile kapsamlı bir şekilde ilişkileri ele aldıklarını da anlattı.

Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Sırbistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İvitsa Daçiç ve Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’le görüştüklerini dile getiren Davutoğlu, Sırbistan Dışişleri Bakanı’na sel felaketi dolayısıyla bir kere daha taziyelerini ilettiklerini ve her türlü yardıma hazır olduklarını bir kez daha teyit ettiklerini söyledi.

Davutoğlu, Irak Dışişleri Bakanı Zebari ile Irak seçimleri sonrası ortaya çıkan yeni durum, Irak’taki gelişmeler, Türkiye-Irak ilişkilerinin alacağı seyir bağlamında faydalı görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirtti. Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’le Lübnan’da süren cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Suriye krizinin komşu ülkeler olarak Türkiye’ye ve Lübnan’a etkisini ele aldıklarını dile getiren Davutoğlu, özellikle de mülteciler sorunu hususunda birlikte gayret sarf etmek konusunda mutabık kaldıklarını kaydetti.

Sri Lanka, Moritanya, Namibia, Lesotho, Nepal, Doğu Timor, Togo ve Orta Afrika Cumhuriyeti dışişleri bakanları ile temasta bulunduklarını aktaran Davutoğlu, “(Türkiye’nin BMGK geçici üyelik adaylığı) Bazı ülkelerin yazılı desteği vardı, bazıları sözlü destek vermişti, desteklerini teyit etme imkanı bulduk. Ayrıca bu ülkelerle ikili ilişkilerimiz ve bölgesel işbirliği konularını kapsamlı bir şekilde ele alma imkanı bulduk” diye konuştu.

İLGİNÇ BİR HATIRA

Davutoğlu, göreve gelmesi sonrasında ilk defa bir araya geldikleri Lesotho Dışişleri Bakanı Mohlabi Kenneth Tsekoa’la yaşadığı ilginç bir olayı da şöyle anlattı:

“Güzel bir görüşmenin sonuna doğru BMGK konusunda destek talep ettiğimizi, aramızdaki yakın dostluğa istinaden sadece destek değil kendisinden lobi yapmasını beklediğimizi söyledim. O da ‘merak etmeyin Türk bayrağına saygım sonsuz, o bayrağı her yerde dalgalandırmaya, yüceltmeye hazırım’ dedi. Ben de özel kalem müdürüme ‘bir bayrak varsa hemen verin’ dedim. Doğrusu hemen hazırda bir bayrak olduğunu ben de bilmiyordum. Bir şekilde risk almış olduk. O da hemen çantadan toplantı salonunda bir bayrak çıkardı. Ben de Türk bayrağını Lesotho Dışişleri Bakanı değerli dostuma verdim. ‘Artık bundan sonra bu bayrak sizin elinizde daha da tanınır, bilinir olacak ve ayrıca da her yerde temsil edeceksiniz’ dedim. ‘Merak etmeyin bu bayrağın bundan sonra temsilcisi biziz’ dedi ve Türkiye’nin BMGK üyeliğine kendisinin de Türk Dışişleri Bakanı gibi katkıda bulunacağı vaadinde bulundu. Benim için de unutulmaz bir hatıraydı. Türk bayrağının dünyanın her bir köşesinde önemli bir sembol olarak görülmesi gurur verici bir olaydı. Kendisine teşekkür ettim. Bayrağı hediye ettik. O da bayrağı göğsünde tutarak veda etti.”

SOMALİ’DEKİ SALDIRI

Davutoğlu, Somali’de THY aracına yapılan saldırı konusunda da “Maalesef dün bir kardeşimizi, THY güvenlik görevlisini kaybettik. Bu çok büyük acı bir kayıp” dedi.

Dünyada aktif bir dış politika takip eden ve dünyanın her köşesinde bu anlamda faaliyet gösteren ülkelerin bu tarz saldırılara muhatap olmasının kaçınılmaz olduğunu belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
“Türkiye son dönemde dünyanın her bir yerinde, her bir köşesinde aktif bir politika yürütüyor. Somali’de de bütün dünyanın hayranlıkla izlediği bir politika yürütüyoruz. Bu insani politikanın en önemli ayaklarından biri de Somali’ye, Mogadişu’ya dönük olarak THY seferlerinin başlatılmasıydı. Bunun Afrika’da uyandırdığı heyecanı hiç kimse tahmin edemez.”

Davutoğlu, bütün Afrikalı yetkililerin Türkiye’nin Somali’deki faaliyetleri dolayısıyla kendilerine teşekkür ettiğini kaydederek, “Eğer Afrika’da, Lesotho Dışişleri Bakanı örneğinde görüldüğü gibi, Türk bayrağı artık bambaşka bir sembol ifade ediyorsa bunda Türkiye’nin bu yaptığı katkıların ve bu kahramanların büyük payı var” diye konuştu.

Somali’de geçen yıl da bir polisin şehit edildiğini hatırlatan Davutoğlu, “Haince saldırıda bir güvenlik görevlimizi şehit verdik ancak bu, Türkiye’nin Afrika’da yürütmekte olduğu kararlı politikayı etkilemeyecektir. Ben ailesine taziyelerimi iletiyorum” dedi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Somali’de çok zor şartlarda görev yapan diplomatlarımız, güvenlik görevlilerimiz, sivil toplum kuruluşu temsilcilerimiz var. Hepsinin bu riskleri alarak orada aslında Türk milletini, ülkemiz temsil ediyorlar. Onların güvenliği için biz her türlü tedbiri alıyoruz ancak tabi Somali ve Mogadişu’da şartlar dünyadaki en riskli görev şartları.”

KAÇIRILAN AGİT GÖZLEMCİSİ

Davutoğlu, Ukrayna’da kaçırıl AGİT gözlemcisi Mehmet Kılıç’la ilgili olarak da konunun takipçisi olduklarını söyledi.

Kaçırılan diğer gözlemcilerin ülkelerindeki yetkililerle temas halinde olduklarını ve alanda çalışmaların sürdüğünü aktaran Davutoğlu, “Dünyanın her yerinde, Somali’de, Ukrayna’da uluslararası barışa katkı yapmak istediğinizde riskler de beraberinde geliyor. Bu riskleri minimize etmeye çalışıyoruz. İnşallah AGİT gözlemcisi Mehmet Kılıç’ın da en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşması için çabalarımızı sürdüreceğiz” ifadesini kullandı.

439 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

İçişleri Bakanı Efkan Ala, özel bir televizyon kanalında katıldığı programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin 2002’den beri her alanda ileriye gittiğini belirten Ala, Türkiye’de sadece ana muhalefet partisinin geriye gittiğini belirtti. Ekonomik, siyasal ve güvenlik alanlarında yapılan reformlara dikkat çeken Ala, “Türkiye’de, 2002’den beri sosyal alanda, siyasal alanda reformlar yaptık. Güvenlik alanında, ekonomik alanda son derece başarılı adımlar attık. Bakın, ekonomik alanda nereden nereye getirdik. Peki, geriye giden hiçbir şey yok mu? Var. O da, ana muhalefet partisi. O geriye gidiyor. Şimdi ne yapalım, onu ileriye götürmek de bizim işimiz değil ki” diye konuştu.

“YÜZLERİ MASKELİ 30 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI”

Polis aracına molotof kokteyli atanların MİT mensubu oldukları iddiasını, ayağı yere basmayan, trajik bir senaryo olarak değerlendiren Ala, “Olaylarda yüzlerini kapatanlar, terörist faaliyetlerin içerisindeki insanlardır. Ama çeşitli tanıma yöntemleri var. Artık eskisi gibi değil. Bunlar, tek tek kameralardan tespit edildi. Sadece yüzü kapalı olanlardan 30 tanesi gözaltına alındı” dedi.

‘UĞUR KURT’U VURAN KURŞUNUN NEREDEN GELDİĞİ TESPİT EDİLDİ

Okmeydanı’nda çıkan olaylarda Uğur Kurt’a isabet eden, sonrasında hayatını kaybetmesine neden olan kurşunun nereden geldiğinin, tespit edildiğini belirten Ala, “Olayla ilgili önemli bir mesafe kaydedildi. Baştan da söylemiştik, kasıtlı ya da kasıtsız kim bir yanlış, bir hata yaparsa onu ortaya çıkarırız. Gerekli denetimler yapıldı. Yakında açıklanır” şeklinde konuştu.

“BARIŞ SÜRECİ SEKTEYE UĞRAR”

Güney Doğu’da çocukların dağa kaçırılmasını değerlendiren Bakan Ala, “Yolların kesilmesi, çocukların kaçırılması terörist grubun varlık gösterme çabası… İktidar olarak bizim buna yönelik mücadelemiz sürüyor. Burada bu kitleyi temsil eden siyasi parti milletvekillerinin de sorumluluk alması gerekir. Yoksa barış süreci sekteye uğrar” diye konuştu.

17 Aralık Süreci’nde ortaya atılan iddiaların, Okmeydanı olayları ile aynı amaca hizmet ettiğini söyleyen İçişleri Bakanı, “Bunlar paralel işlerdir. Aynı zihniyetin ürünü. Aynı kafa. Birilerini alıp pasifize ediyorsunuz, mekanizma hemen başkaları tarafından dolduruluyor ve savaş durmaksızın devam ediyor. Bu kez de içimizden insanlar tarafından dolduruldu. Din ve vicdan özgürlüğü konusunda aynı amaç uğruna çalıştığımız insanların bizi yıkma gayretleri içimizi yaralıyor. Biz onların önünü kendimizi ortaya koyarak açtık. Yeter ki, onlar zarar görmesin diye bütün saldırılara göğsümüzü siper ettik. Ama o taraf hem din, hem devlet kurallarını hiçe saydı” şeklinde konuştu.

İHA
 

420 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Haber Kategorisine Eklenmiş.

CHP Manisa milletvekilleri, madencilerin maaşlarının artırılmasını, prim gün sayısını dolduranlara diğer koşullara bakılmaksızın yaşlılık aylığı bağlanmasını, iş sağlığı ve güvenliği şartlarını taşımayan ocaklarda işin durdurulmasını öngören kanun teklifleri hazırladı.

CHP Manisa milletvekilleri Hasan Ören, Özgür Özel ve Sakine Öz’ün TBMM Başkanlığı’na sundukları teklifler, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile İş Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngörüyor.

Buna göre, madencilik sektöründe yer altında çalışan işçilerin ücreti, asgari ücretin (halen brüt 1071 lira) 3 katından az olamayacak.

Maden işyerlerinde yeraltında çalışanlardan emekliliğe esas prim gün sayısını tamamlayanlara, kanunda belirtilen yaş hadlerine bakılmaksızın yaşlılık aylığı bağlanacak. Bu haktan yararlanacak olanların yeraltında çalışma süresi, 10 yıldan az olamayacak.

Maden işyerleri, çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye atmayacak şekilde tasarlanacak, inşa ve teçhiz edilecek. İşveren her türlü iş sağlığı ve güvenliği tedbirini alacak. İşveren bir tehlike anında çalışanların çalışma yerlerini en kısa zamanda ve güvenli bir şekilde terk etmeleri için uygun kaçış ve kurtarma araçlarını sağlayacak ve kullanıma hazır bulunduracak.

Mevzuatta belirtilen çalışma, iş sağlığı ve güvenliği şartlarını sağlayamayan maden işyerlerinde iş durdurulacak.

AA