519 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Kimi zaman anne babaların takıntısı haline gelse de çoğu zaman sağlık sorunları ya da psikolojik etmenler çocukların iştahsızlığında etkin olabilmektedir. Kansızlık, barsak parazitleri, ateş gibi sağlık sorunları ve diş çıkarma gibi çocuğa özel fizyolojik durumlar iştahsızlığa neden olmaktadır.

Pek çok ebeveyn yalnızca kuruntudan ibaret bile olsa çocuğunun gerektiği gibi beslenemediğini düşünür. Bu noktada çocuğun gerçekten iştahsız veya yeteri kadar beslenip beslenemediğinin iyi bir gözlem sonucu tespit edilmesi gerekmektedir. Eğer çocukta gerçekten iştahsızlık belirlendiyse ve bu durum büyüme gelişmesinde olumsuz etki göstermekteyse mutlaka çözüm arayışına gidilmelidir.

İştahsızlık İçin Neler Yapılabilir?

1. Çocuğunuza, beslenme eğitimi verin: Beslenmenin önemini anlaması için hikayeler, masallar anlatabilir, sağlığımız için beslenmenin yerini oyunlarla kavramasına yardımcı olabilirsiniz.

2. Yemekten keyif almasını sağlayın: Ayına ve/veya yaşına göre değişmekle birlikte yemekten keyif alması için farklı oyun teknikleri deneyebilirsiniz. Zeytinden göz yapacağınız, domatesi ağız, misket köfteyi burun olarak kullanacağınız bir makarna tabağı hazırlayabilir, besinleri çocuğunuzun hoşuna gidecek hale getirebilirsiniz. Çocuğunuzun tabağında yapacağınız yaratıcı değişiklikler onun çok erken yaşlarda gelişen görsel zekasına da yardımcı olacak ve yemeği zorunluluktan çıkartarak eğlenceli bir hale dönüştürecektir.

3. Çocuğunuzun rol modeli olduğunuzu unutmayın: Sürekli sizi takip eden, hareketlerinizi taklit etmeye her an hazır bulunan çocuklarınızın beslenmede sizi örnek alacağını unutmadan hareket etmek gerekiyor. Besin seçen bir anne-babanın ne yazık ki çocuğunda da aynı besinden kaçış gözlenmektedir. Çocuğunuzu doğru yönlendirebilmek adına besin seçmeden, mümkün olduğunca her besin grubundan azar azar da olsa tabağınızda bulundurmaya özen gösterin.

4. Çocuğunuzu yemek yemesi için zorlamayın: Çocuğunuza zorla yemek yedirmek, ısrarcı davranmak çocuğunuzun yemekten daha fazla soğumasına ve uzaklaşmasına yol açabilmekte ve bu durum alışkanlık haline gelerek süreklilik gösterebilmektedir.

5. Yemekten önce sıvı alımını azaltın: Mide kapasiteleri çok gelişmiş olmadığı için yemek öncesi sıvı alımı yüksek olan çocuklar öğün saati geldiğinde tokluk hissi nedeniyle besin alımını reddeder. Bu nedenle çocuğunuzun yemekten 1 saat öncesine kadar sıvı alımını sınırlandırın.

6. Çocuğunuzu yemek yemesi için ödüllendirmeyin: Yemeğini yemesi karşılığında ona bir şeyler alacağınızla ilgili yapılan vaat cümleleri kısa süreli çözüm olsa da çocuğun yaptığı ya da yapacağı her girişimde karşılığında bir ödül istemesine yol açacaktır. Bu yöntemden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

7. Yemek saatlerinizi düzenleyin: Belirli saatlerde yemek yeme alışkanlığı kazanması çocukların yemek disiplinine yardımcı olmaktadır.

8. Yemeğini herhangi bir iş yapılırken yemesine engel olun: Gerek düzenli beslenme alışkanlığı kazanmak, gerek çocuğunuzun bilinçli besin tüketimini sağlamak için ayaküstü ya da TV karşısında çizgi film açıkken beslenmesini önleyin. Bu durum dikkat dağınıklığı nedeniyle besin reddine yol açabilmektedir.

9. Tabağını aşırı doldurmayın: Yemeklerden azar azar koyarak gözünü korkutmamış ve yemek isterse tekrar alabileceğini vurgulayarak çocuğunuzu motive etmiş olursunuz.

10. Başka çocuklarla mukayese etmeyin: Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamanız yemeğe karşı direnç geliştirmesine ve özgüven kaybına yol açabilir.

11. Tanışmadığı besinlerde porsiyonu küçük tutun: Hiç tüketmediği besinlere, ufak porsiyonlar ile başlayın. Sebze tüketmiyorsa sebzeli bir makarna ya da sebzeli bir börek ile değişik tat ve tarifler deneyin. Tatlara alıştıkça miktarını ve sunum şeklini değiştirin.

12. Yemeği reddettiği durumlarda inatlaşmayın: Güzel bir sunum, küçük porsiyonlar, iyi oluşturulmuş bir masa düzenine rağmen yemek yemeği reddeden çocuğunuza ısrarda bulunmayın ve onunla bu konuda tartışmayın. Tabağı önünden alın ve sofrada oturmaya zorlamayın. Sabırlı olun ve 2- 3 saat sonra yemek yedirmeyi tekrar deneyin. Aç kaldığını ya da kalacağını düşünerek farklı alternatifler sunmanız çocuğunuzun bilinç altında yer edecek ve hep alternatif besinlere yönelecektir.

13. Tükettiği besinlerde çeşitlilik yaratın: Aynı yemekleri, çocuğunuzun önüne sık sık koymak yerine farklı hazırlama ve pişirme yöntemleri kullanarak değişik yemekler yaratın. Örneğin; bir gün patatesli köfte yaptıysanız diğer gün pideli yoğurtlu bir köfte deneyin ve çocuğunuzun da bu durumda keyif aldığını fark edin.

14. Çocuğunuzu sağlıksız atıştırmalardan koruyun: Çocukların pek çoğu; gofret, çikolata, kek, şeker, cips gibi yiyecekleri tüketmeyi çok sevmektedir. Ancak bu yiyecekler, hem sağlıksız hem de ana öğün öncesi tüketildiğinde besin alıma engel olacağı için çocuklarda iştahsızlığı tetikleyici rol oynayacaktır. Daha seyrek tüketilmesi ve hemen öğün öncesi verilmemesi doğru olacaktır.

555 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Haceriyye, kadınların yüksek mevkilerdeki görevlere getirilmesinin, onların İslam ülkelerinde sürdürülebilir kalkınma projelerine katılımlarının gerekli olduğunu gösterdiğini belirtti.

Bu ülkelerin, karar alımında kadınlara da söz verilmesi yönünde adımlar attığını söyleyen Haceriyye, kendisinin ISESCO Genel Müdür Yardımcılığı görevine atanmasının ardında da böyle bir adımın söz konusu olduğunu ifade etti.

Haceriyye, “Bu göreve getirilişim, İslam dünyasında kadınların da yüksek mevkilere gelebileceğinin en güzel ispatı. Erkekler tarafından seçilmiş olmam da kamu işlerinin yürütülmesinde kadınların katılımının önemi konusunda değişen bakış açısını yansıtıyor” diye konuştu.

Kadınların ISESCO’nun çalışmaları çerçevesinde kültür ve eğitim alanında daha etkin olabilmesi için çaba sarfettiğini kaydeden Haceriyye, İslam ülkelerinin tümünde sürdürülebilir kalkınmanın etkinleştirilmesi, İslam medeniyeti ön plana çıkarılarak dinler arası diyalog kapılarının açılması ve hoşgörü ruhunun yaygınlaşması gibi hedeflerin tümünün gerçekleşmesinde kadının rolünün önemine vurgu yaptı.

İngiltere’deki Plymouth Üniversitesi’nin İstatistik ve Matematik Bölümü mezunu Haceriyye, 1979 yılında kurulan ve 51 üye ülkenin yanında 3 gözlemci üyeye sahip olan ISESCO’nun ilk kadın Genel Müdür Yardımcısı olarak kayıtlara geçti.

Kaynak: AA

843 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Samsun Piazza etkinlik alanında gerçekleşen “Moda Falı” söyleşisinde Yargıcı, vücut yapısına ve nerede hangi kıyafetin giyileceğine göre seçim yapılması gerektiğini açıkladı. Zaman zaman ziyaretçileri de sahneye alan Yargıcı, üzerilerinde deneyerek hangi kombinin kime uyduğunu açıkladı.

Ünlü modacı Neslihan Yargıcı, özellikle tayt modası nedeniyle, taytın üzerine giyilen tuniklerin ön kısmının taytın bel hizasında kalıp, arka kısmının uzun olanlarının tercih edilmesinin bacak boyunu olduğundan uzun göstereceğini ifade etti. Ayrıca minik ziyaretçileri de unutmayan Yargıcı, minikleri de sahneye çıkartarak onlar için de birkaç moda önerisinde bulundu.

Ziyaretçilerin sorularını da yanıtlayan Yargıcı, bacaklarının güzelliğinden bahseden bir ziyaretçiye, bu güzelliği yürüyüş ve buz patenine borçlu olduğunu söyleyerek güzel ya da çirkin kadın olmadığını, bakımlı her kadının güzel görüneceğini dile getirdi.

Son olarak modanın kendine yakışanı bulmak ve giymekten ibaret olduğunu sözlerine ekleyen Yargıcı, söyleşi sonrası eşine doğum günü hediyesi almak isteyen bir ziyaretçi ile mağazaları gezerek hediye seçimine yardımcı oldu. Bakılan saatler arasından Neslihan Yargıcı’nın seçtiği saat, ziyaretçi tarafından eşine doğum günü hediyesi olarak alındı.

Samsun Piazza’ya gelen moda ve alışveriş tutkunları, geçmişten günümüze moda ve trendler hakkında bilgi sahibi olma şansı yakaladı. Samsun Piazza, ünlü modacı Neslihan Yargıcı ile ziyaretçilerine moda ile dolu bir hafta sonu yaşama fırsatı sundu.

557 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Özellikle gebelik boyunca dinlenme fırsatı olmayan ve çok çalışan anne adaylarında ortaya çıkma riski yüksek görülüyor.

Central Hospital’dan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Başak Sel, gebelik zehirlenmesi ile ilgili bilinmesi gerekenleri anne adaylarına şöyle açıklıyor:

Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), sadece gebeliğe bağlı ortaya çıkan, doğumdan kısa bir süre sonra düzelen ve nedeni tam olarak bilinemeyen bir hastalık.

İdrarda protein kaybı ile başlayan gebelik zehirlenmesi, normalde damarların içinde bulunması gereken sıvının, damar dışına çıkmasıyla, eller ve bacakların şişmesine yol açar. Devamında anne adayının tansiyon seviyesi zamanla yükselmeye başlar. Bu durumda gebelikte en sık rastlanılan problem olan hipertansiyon da görülebilir. Hipertansiyon tüm gebeliklerin yüzde 12-15’inde görülür ve bunun da yaklaşık yüzde 70’indeki neden preeklampsidir.

Çok çalışan anne adayları risk grubu

Gebelik zehirlenmesi, 18 yaş altı ve 30 yaş üzerindeki gebeliklerde, ikiz gebelikler gibi çoğul gebeliklerde, bebeğin suyunun fazla olduğu durumlarda, kan şekeri yüksekliği olan şeker hastalığı ve kronik yüksek tansiyon sorunu olan gebelerde daha sık ortaya çıkar. Özellikle gebeliği boyunca dinlenme fırsatı olmayan ve çok çalışan anne adaylarında da ortaya çıkma riski yüksektir.

Tedavide erken tanı önemli

Preeklampside önemli olan tanının erkenden konması ve sınıflandırmanın doğru yapılmasıdır. Gebelik zehirlenmesi, erken dönemde fark edildiğinde tedavisi mümkün olan, geç dönemde ise anne adayının ve/veya bebeğin hayatını kaybetmesine neden olan ciddi bir hastalıktır. Doğru sınıflandırma ile idrarda protein kaybının miktarına ve annenin tansiyon ölçümlerine dayanarak hafif, orta ve ağır preeklampsi ayrımı yapılır.

Hipertansiyon ya da albüminüri (idrarda normalden fazla protein kaybı ) preeklampsi tanısını koymak için yeterlidir. Gebelik esnasında tansiyonun 140/90mm Hg (civa) ya da üzerinde olması ve en az dört saat aralıkla yapılan ikinci ölçümde ve sonraki ölçümlerde yüksekliğin devam etmesi durumunda tansiyon yüksekliğinden bahsedilir.

Preeklampsinin belirtileri; ani ortaya çıkan kilo artışı, yüzüklerin parmağa dar gelmesi, yüzde şişme, halsizlik, bilinç bulanıklığı, unutkanlık, uykuya eğilim, bebek hareketlerinin azalması, karın ağrısı, gözlerde sinek uçuşması hissi, ani görme bozuklukları, az görme ya da ani görememe, karaciğer bölgesinde ağrı, ani başlayan bulantı ve kusma, göz aklarında veya vücutta sararma ve az idrar yapmadır.

Ender durumlarda ve özellikle de gebelik muayenelerine hiç gitmemiş anne adaylarında preeklampsinin ilk belirtisi eklampsi (gebelik zehirlenmesi nöbeti/krizi) olabilir. Bilinç kaybı ve konvulziyon (vücutta sara benzeri kasılmalar) ile başvuran bir anne adayında tanı çok yüksek ihtimalle ağır preeklampsidir.

Anne-bebek ölümlerini engellemek için olgular takip edilmeli

Preeklampsinin erken başlaması ve uzun sürmesi bebeğe giden besin maddelerinin azalmasına ve intrauterin (rahimiçi) gelişme geriliği (İUGG) oluşmasına yol açabilir. Bebeğe giden oksijen azlığı bebekte sıkıntı oluşmasına neden olabilir. Ani ortaya çıkan fetal distres (bebekte sıkıntı hali), ablatio placenta (plasentanın erken ayrılması) ve gelişme geriliği bebeğin rahim içinde ölmesine ya da doğduktan sonra ciddi bir sorunla karşılaşmasına sebep olabilir.

Preeklampsinin şiddeti arttıkça, annenin karaciğer, böbrek, beyin gibi organları da etkilenir. Gebelik zehirlenmesinde, hafif bilinç bulanıklığından, beyin ödemi (beyin dokusunda sıvı toplanması), koma ve ölüme kadar gidebilen değişik şiddette durumlar ortaya çıkabilir.

Bu aşamalara gelinmemesi ve anne-bebek ölümlerinin engellenebilmesi için hafif preeklampsi olgularının yakın izlenmesi, orta ve ağır olguların hastane şartlarında izlenerek mümkün olan en kısa zaman diliminde bebeğin doğurtulması önemlidir.

475 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Isparta‘da 25 yıl önce evlenen Kenan-Aynur Aksu çifti, bazı sorunlar nedeniyle bugüne kadar çocuk sahibi olamadı. Maddi imkansızlıklar nedeniyle tüp bebek tedavisi de yaptıramayan çift, son olarak Isparta Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde tedavi gördü.

Aynur Aksu, tedavi sonucunda normal yollardan hamile kaldı. Doğum sancıları artınca hastaneye yatan Aynur Aksu, sezaryenle 3 kilo 300 gram ağırlığında sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi. 48 yaşındaki anne olan Aynur Aksu ile eşi, bebeklerine “Abdullah” adını verdi. Isparta Kadın ve Doğum Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Pınar Topsakal, gazetecilere yaptığı açıklamada, Abdullah bebeğin 2 gün önce annesine büyük bir sevinç yaşatarak dünyaya geldiğini dile getirdi.

Annesinin 25 yıldır beklediği bir bebek olduğunu vurgulayan Topsakal, “Anne, önceden tedavi olmuştu. Hastanemiz tüm doğumların yapılabildiği tam teçhizatlı bir hastane. Anneye mutluluklar diliyorum. Bu doğum, bizleri de hastane çalışanları olarak çok sevindirdi” dedi. Isparta Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uz. Dr. Osman Aydın da bebeğin aileye hayırlı olmasını dileyerek, “Ender gördüğümüz doğumlardan biri gerçekleşti. Genelde 35 yaşın üstündeki doğumlar risklidir. Günümüzde kadınların erken menopoza girdiklerini düşünürsek, 48 yaşında doğumun çok nadir görülen bir durum olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

“Hep bir çocuğum olsun diye dua ettim”

Uzun yıllar bebek hasreti çeken Aynur Aksu ise 25 yıl sonra annelik duygusunu tatmaktan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Doğum için tedavi gördüğünü ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle tüp bebek tedavisi yaptıramadığına dikkati çeken “Bunca yıl sonra çocuğum oldu. Çocuğum yok diye üzülüyordum. Hep bir çocuğum olsun diye dua ettim. Doktorum Pınar Aydoğan Avşar’a da çok teşekkür ediyorum. Allah herkese nasip etsin” ifadesini kullandı. Aksu, 52 yaşındaki eşi Kenan Aksu’nun da baba olmaktan dolayı mutlu olduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

499 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Ailelerin farklı sosyokültürel seviyelerini yansıtabilecek bölgelerinden rastgele 16 anaokulu seçilerek, bunlara devam eden 4 ile 6 yaşları arasındaki bin çocuğun, okul içi ve dışında giydiği ayakkabılar değerlendirildi.

Ayakkabıların uygunluğu, ‘Ayakkabı Değerlendirme Ölçeği’ ile ölçüldü. Ayak ölçümleri ise ayak izi yöntemi kullanılarak yapıldı. Çalışma sonucunda çocukların giydiği ayakkabıların, özellikle günün büyük bölümünü hareketli geçirdikleri okulda giydiklerinde daha belirgin olmak üzere uygun olmayan özelliklere sahip olduğu gözlendi. Ailenin sosyokültürel durumuyla çocuğun giydiği ayakkabıların uygunluk düzeyi arasında ise bir ilişkiye rastlanmadı. Ayakkabı puanlarının erkeklerde kızlara göre daha yüksek bulunması çalışmanın diğer önemli bir sonucu oldu. Sakarya Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Şefi Doç. Dr. Kamil Çağrı Köse, küçük çocuklara mutlaka ayakkabı giydirmek için uğraşmanın doğru olmadığını söylüyor. 6 yaşından önce ayakkabının çok kullanılmasının düztabanlığı arttırdığını kaydeden Köse, “Bu nedenle özellikle evde, çocukların mümkün mertebe çıplak ayak veya çorapla dolaşması teşvik edilmeli. Okulöncesi çocuklara panduf, sandalet, terlik, bez ayakkabı, babet gibi stabilizasyon özelliği az şeylerin giydirilmemesi gerekir. Bunlar bağ dengesizliklerine yol açarak, ayak gelişimini olumsuz etkiler. Okulöncesi çocuklarda en uygun ayakkabı, spor ayakkabıdır.” dedi.

Kaynak: ZAMAN

486 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

1- Meyveler kan akışını hızlandırır, böylece köklere oksijen gider ve saçların uzaması hızlanır.

2- Kan akışı canlı mineral ve vitaminleri dirkt olarak köklere iletir ve saç uzamasını hızlandırır.

3- Meyveler doğal olarak fazla yağ içermezler. Bu nedenle beyin hücreleri ve saç foliküllerinin optimal besinlerinden yararlanmasına izin verirler. Bu aşama kandaki fazla yağ tarafından korunur.

4- Meyvelerin hemen hepsinde C vitamini bulunur. Vücudumuz yeni saç hücreleri kolajen lifleri geliştirmek için C vitamini kullanır.C vitamini vücutta eksik olduğunda saçlarınız kuru, cansız ve kırılmaya meyilli olur.

5- Meyvelerdeki biotin saç ve tırnakları doğal bir şekilde uzatan steroid ilan edilir. Birçok kişi saç dökülmesini engellemek için biotin yönünden zengin bir beslenme programı uygular.

500 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca 81 il müdürlüğüne gönderilen yazıda, MEB’in hazırladığı ve bakanlığın da katkı sağladığı, ”0-36 aylık çocuklar için eğitim programı” ile ”37-72 aylık çocuklar için Okul Öncesi Eğitim Programı”nın onaylandığı anımsatıldı.

Eğitim programının yanı sıra 0-36 ay çocuklar için etkinlik kitabı, sağlık, bakım ve beslenme kitabı ile 37-72 aylık çocuklar için ise etkinlik kitabının hazırlandığı belirtildi.

Program ailelere önerilecek

Yazıya göre, hazırlanan program ile kitaplar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından izin alınarak açılan ”Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri” ile korunma altında olan çocukların bakımının sağlandığı ”Çocuk Yuvaları, Çocuk Evleri ve Sevgi Evleri’nde” uygulanacak.

Bakanlıkça, koruyucu ailelere de bu programlardan yararlanabileceklerine dair bilgi verilecek.

”0-36 ay çocuklar için Eğitim Programı ile Bütünleştirilmiş Aile Destek Eğitim Rehberi (EBADER)-Aile Kitabı” programı ise Çocuk Yuvaları, Çocuk Evleri, Sevgi Evlerinde, çocukla birebir çalışan çocuk eğiticisi ve bakım elemanlarınca da kullanılacak. Koruyucu aileler ile evlat edinecek ailelere bu programdan yararlanabilecekleri anlatılacak.

Özel kreş ve gündüz bakımevlerine çocuğu devam eden ailelere de aynı programı kullanabilecekleri önerisi iletilecek.

Güvenme ve bağlanma ele alınıyor

0-36 ayda çocuğa verilen eğitimin önemine değinilen programda çocukların doğumdan itibaren öğrenmeye hazır oldukları, bunu sağlamak için onlara yeterli olanakların sunulması gerektiği vurgulanıyor. Nitelikli çevre ve çocuğun bu çevrede edindiği deneyimlerin büyük önem taşıdığına işaret edilerek, çocuğun sonraki yıllarda gelişimini olumlu yönde etkilediğine dikkat çekiliyor.

Çocuğun eğitiminin ailede başladığı vurgusu yapılarak, ailenin erken çocukluk eğitimi konusunda bilgilendirilmesinin önemli olduğu ifade ediliyor.

Aile bireylerinin özellikle anne babaların çocuk yetiştirme becerilerinin, aile eğitim programları aracılığıyla geliştirilmesi ve desteklenmesi gerektiği belirtiliyor. Aile eğitimi’nin ”çocukların
fiziksel, ruhsal, duygusal ve sosyal yönden gelişimlerinin her aşamasında gerekli olan yetenek ve anlayışı ebeveynlerinin kazanmalarına yardımcı olan bir eğitim” olduğu tanımlanıyor.

Aile eğitiminde, ”temel güvenme ve bağlanma”, ”anne baba tutumları”, ”etkili iletişim” konuları hikayelerle, örneklerle anlatılıyor.

Eğitim materyallerine, ilgili bakanlıkların internet sitesinden ulaşılabiliyor.

Kaynak: AA

480 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

8 ay boyunca huzurevi sakinlerine keman çalarak cezasını tamamlayacak olan müzisyen Hasan Nalbant, “Ayda bir Bartın Huzurevi’ne giderek orkestramı kuruyorum ve keman çalarak buradaki kişileri eğlendiriyorum.

Hem cezamı çekiyor, hem de huzurevi sakinlerini eğlendirerek güzel bir iş yapmış oluyorum. Şu anda eşimle aramda da hiçbir problem yok” dedi.

470 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Kadın Kategorisine Eklenmiş.

Çocuklarınızı okula götürüyorsunuz, ailenize vakit ayırıyorsunuz, arkadaşlarınızla yemeğe çıkıyorsunuz, aynı zamanda kariyeriniz için de çalışıyorsunuz… Bu kadar çok şeyi başaran güçlü bir kadın olmanıza rağmen neden ‘hayır’ diyemiyorsunuz? Cevabı aslında çok basit!

İşte “Hayır” diyememenin 5 nedeni…

1- Suçluluk duygusu

Birçoğumuza yetiştirilirken iyi ve yardımsever olmak öğretildi. İnsanlara yardım etmek iyi bir şey olarak algılanırken, yardım etmemenin bencil bir davranış olduğu düşünülüyor. Siz de çevrenizdekilerle aranıza net bir sınır koyamayıp istedikleri her konuda taviz vermeniz gerektiğine inanıyorsunuz.

Ne yapmalıyım?

Orta noktada buluşun. Karşınızdakine hiç düşünmeden ‘hayır’ derseniz kendinizi suçlu hissedebilirsiniz. Bunun yerine, kendinize ‘ben ne kadar fedakarlık yapabilirim?’ diye sorup yardım etmeye çalışın.

2- Tembel olmadığını kanıtlama çabası

Tembel olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Bu, gereğinden fazla iş yaptığınızın bir göstergesi. Tembel insanların böyle bir kaygısının olmadığını unutmayın!

Ne yapmalıyım?

Kendi değerinizin farkına varın. Aslında tembel değil, işlevselsiniz. Yapabildiğimiz işlerin kolay olduğunu düşünmek çok normal. Önemli olan başkalarının yapıp bizim eksik hissettiğimiz noktalar… Çabuk çözüm üretebilmeniz sizin için önemli bir nitelik gibi gözükmese de dışarıdan sizi izleyenlerin aksini düşündüğünden emin olabilirsiniz.

3- Gereğinden fazla açıklama yapmak

Dolup taşan programınız hakkında gereğinden fazla bilgi veriyorsunuz ve hayır demek yerine sürekli bir açıklama yapma gereği duyuyorsunuz. Kötü bir şey yaptığınız izlenimine kapılıp, sizi daha iyi anlaması için karşınızdakine her şeyi anlatıyorsunuz.

Ne yapmalıyım?

Olabildiğince az konuşmaya çalışın. Diyalogların iki taraflı ilerlediğini unutmayın. Karşınızdaki sizden daha fazla açıklama isterse bunu zaten dile getirecektir.

4- Takdir edilme arzusu

Hangi insan iyi birisi olarak anılmak istemez. ‘Evet’ diyerek hem herkesi mutlu edersiniz hem de karşılığında aldığınız bir teşekkür sayesinde kendinizi daha iyi hissedersiniz. Sorun mu? Başkalarından takdir görmek için kendi ihtiyaçlarımızı hiçe saymamalısınız.

Ne yapmalıyım?

En üstteki maddeye bir göz atın. İlk önce kendinizi şımartmayı ve takdir etmeyi öğrenmelisiniz. Kitap okuyun, ailenizi yemeğe çağırın ya da çocukları okuldan başkasının almasını isteyin. Bu gibi ufak değişiklikler sayesinde hayatınız yeni bir düzene girecektir.

5- Reddedilme korkusu

Eğer bir kez ‘hayır’ derseniz bir daha sizden kimsenin bir şey istemeyeceğini düşünüyorsunuz. Arkadaşlarınıza ‘evet’ demediğiniz için sizi telefon rehberinden sileceklerine mi inanıyorsunuz? Reddedilme korkusu yaşamanızın sebeplerinden biri de; hayatınızın bir döneminde ‘hayır’ demenin insanların sizi sevmeyeceği anlamına geldiğini öğrenmenizden kaynaklanıyor.

Ne yapmalıyım?

Etrafınızda ‘hayır’ demesine rağmen hala kabul gören insanları gözlemleyin. Ofiste, toplantıda, arkadaşlar arasında geçen bir konuşmada bir kişinin ‘hayır’ demesine rağmen, herkesin ona karşı ne kadar anlayışlı olduğuna ve hala arkadaş kaldıklarına dikkat edin.

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234