876 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Erken teşhis edilmediğinde ise görme kaybına kadar uzanan ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Bahar mevsiminde havada uçuşan polen ve tozlarla birlikte alerjik hastalıklar da artıyor. En sık görülen alerjiler arasında ise alerjik göz nezlesi geliyor. Gözde sulanma, kızarıklık, kaşıntı, ışık ve güneşe karşı aşırı hassasiyet gibi belirtileri olan göz nezlesi geç teşhis edilirse göz kapaklarında düşme ve kısılma, korneada yaralar ve kalıcı göz bozukluklarına neden olabilir.

Bahar mevsimi ile birlikte göz nezlesi vakalarında (atopik konjonktivit) önemli artış görüldüğünü belirten Dünyagöz Samsun’dan Opr. Dr. Sezer Özkan, “Açık havada gözlerimiz en korunmasız organımızdır. Rüzgarda uçuşan polenler ve tozlar alerjik göz nezlesini ortaya çıkartır. Alerjik göz nezlesi genellikle atopik bünyeli diye adlandırılan çocuklarda, çocukluk yaşlarıyla ortaya çıkıp yıllarca aynı mevsimlerde kendini gösterir. Alerjinin en rahatsız edici yanı göz kaşınmaları olduğundan, hastalar gözlerini kaşımaya ve ovuşturmaya doyamaz. Bu kaşımalar bazı kimselerde gözün önündeki saydam tabaka olan korneanın yapısında bozulmalara sebep olur ki bunların en ciddisi görme kaybına yol açan keratokonustur” dedi.

Kaynak: İHA

1.034 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Zayıflama deyince bir çoğumuzun aklına hemen salata gelir. Salata her ne kadar düşük kalorili sebze karışımlarından yapılsa da, çoğu zaman tek başına zayıflama sürecinde çok işe yaramaz ve hatta bazen tehlikeli olabilir.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya Salatanın zayıflatmamasının nedenlerini anlatıyor;

1.Sadece salata yiyerek beslenmek tek çeşit yemek anlamına gelir. Bu durumda vücut protein ve karbonhidrat almadığı için kendini sindirmeye başlar ve yağ kaybı yerine kaslardan kilo kaybedilir. Kas kaybı metabolizma hızını yavaşlatır. Bu durumda kişi kilo kaybetse bile normal beslenmesine geçtiği an iki kat daha çok kilo alır.

2.Sebzelerin p-80’ine yakını su olduğu için, salata mideden çok hızlı boşalır ve hızlı acıkma yapar. Özellikle hipoglisemi yaşayanlar için doyma duyularını kaybedip daha büyük miktarda ve daha çok besin tüketimine yol açabilir.

3.Salatalara konulan soslar çoğu zaman göze gözükmez. Ancak bu soslarda kullanılan malzemelere göre ciddi kalori fazlalığı yaratabilir. Örneğin beyaz soslarda; mayonez fazlalığı, yeşil soslarda zeytinyağı fazlalığı, sarı soslarda ise hardal ve mayonez fazlalığına bağlı ciddi kalori alımı ortaya çıkar.

4.Çoğu zaman salata yapılırken içine mısır, ceviz gibi kalori değeri yüksek yiyecekler eklenebilir. Bu yiyecekler bir de sos ile buluştuğunda ortaya kalori açısından tam bir bomba çıkabilir.

Zayıflama sürecinde salatayı nasıl kullanmak gerekir?

1.Salatayı asla tek başına bir öğün olarak tüketmeyin.

2.Salatalar aslında iyi birer lif kaynağıdırlar. Yemekle birlikte tüketilirse midede şişer ve mideden hemen boşalmaz.

3.Yemeğe çorba yerine salata ile başlarsanız, çiğneme duygunuzu tatmin edeceğiniz için ana yemeği daha az yersiniz.

4.Salata ile başladığınız yemekte 1 bardak ayran veya yoğurt yemeyi ihmal etmeyin. Salata ve ayranınız bittikten sonra bir et veya sebze yemeği tercih edebilirsiniz. Yanında da sağlıklı beslenmek adına bir dilim esmer ekmek eklemeyi unutmayın.

5.Salata ile başladığınız yemekte, yudum yudum iki bardak su içmeye özen gösterirseniz, midenizde doluluk hissedersiniz ve yemeği daha az yersiniz. Aynı zamanda kabızlık çekenler için de iyi bir çözüm olur. Çünkü su salata ile birlikte bağırsakda süpürge etkisi gösterir.

6.Salataya et, tavuk, balık, yumurta eklediğinizde doygunluk sürenizi arttırırsınız. Aynı zamanda tek çeşit beslenmekten kaçınmış olursunuz.

7.Bazen salatalarınıza haşlanmış kurubaklagil (kurufasulye, nohut, mercimek…) eklemekten çekinmeyin. Çünkü kurubaklagiller, hem çok iyi bir karbonhidrat hem çok iyi bir lif hem de kısmi protein etkisi göstererek salatınızı daha besleyici hale getirir. Ancak haşlanmış kurubaklagilde 4 yemek kaşığından fazla koymamaya özen gösterin. Çünkü 4 kaşık kurubaklagil 1 dilim ekmek ve yarım porsiyon proteine tekabul eder.

8.Yemekte tatmin olmak, doygunluk ve çeşitlilik sağlayabilmek için salatalarınızda farklı sebzeler kullanabilirsiniz. Mesela haşlanmış kök bitkiler olan, pancar, kereviz, yer elması olabilir. Bunlar tokuğu biraz daha uzatır. Farklı lezzetler oluşturmak adına da haşlanmış yeşil fasulye, közlenmiş patlıcan veya kabak da kullanabilirsiniz.

9.Hep pişirerek yemeğe alıştığımız ıspanak, kuzu kulağı, semiz otu gibi sebzeleri çiğ kullanmakta fayda var.

10.Salataya sos yaparken eliniz yağdan yana fakir olsun. Limon, sirke, nar ekşisi, sarımsak, kekik, nane, fesleğen gibi yardımcı baharatları daha çok ama zeytinyağını kişi başı 1 tatlı kaşığı hesaplayarak koymakta fayda var. Bazen mayonez yerine yoğurtla da çok lezzetli soslar hazırlayabileceğiniz aklınızda olsun.

994 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu, tütün mamullerinde kullanılacak filtrelere standart getirdi. Tütün Mamullerinde Kullanılan Filtrenin Teknik Özelliklerinin Belirlenmesine İlişkin Kurul Kararı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kararla, tütün mamullerinde kullanılan filtre tanımı, teknik özellikleri, ölçüm yöntemleri belirlendi.

Buna göre, Türkiye’de üretilerek veya ithal edilerek piyasaya arz edilecek sigaranın filtresindeki filtreleme maddesinde, filtre sargısında, filtre yapıştırıcısında, filtre içine yerleştirilen kapsülde veya diğer kısımlarında tatlandırıcı, tütün ve nikotin kullanılamayacak.

Sarmalık kıyılmış tütün mamulü ile birlikte piyasaya arz edilen makaronlar ve sigara dışındaki tütün mamullerinde filtre bulunamayacak. Makaronlarda kullanılan filtreler selüloz asetat (tow) dışındaki başka bir maddeden imal edilemeyecek.

Belirtilen teknik özelliklere uygun olmayan tütün mamullerinin üretilmesine, ithal edilmesine, piyasaya arz izni verilmesine veya piyasada bulundurulmasına ilişkin süre 31 Aralık 2015’te sona erecek. Karardaki hükümlere uymayan tütün mamulleri 1 Ocak 2016’dan itibaren piyasada bulundurulamayacak.

Filtrede mentol ve türevlerinin kullanımı 31 Mayıs 2017’ye kadar devam edecek. Bu maddeleri içeren ürünler de 1 Haziran 2017’den itibaren piyasada yer alamayacak.

Kaynak: AA

646 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Türk Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Semerci, “Üroloğa gelen erkekler “idrar şikayetim var” diyor. Biraz konuştuğumuzda, sorunu deştiğimizde bize gelmekteki asıl amacının cinsel fonksiyon bozuklukları olduğunu anlıyoruz” dedi.

Aynı zamanda Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı da olan Prof. Dr. Semerci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk Üroloji Derneği’nin 1933 yılında 14 üroloğun bir araya gelmesiyle kurulduğunu, Aralık 2013’den bu yana da derneğin genel başkanlığını yürüttüğünü anlattı.

Türkiye’de yaklaşık 1600 üroloji uzmanının derneklerine üye olduğunu, 10 şubelerinin bulunduğunu, ürologlar arasındaki sosyal ilişkileri sağlayıp eğitim faaliyetlerinde bulunduklarını dile getiren Semerci, çeşitli kongreler düzenleyerek yeni gelişmeleri üyeleriyle paylaştıklarını ifade etti.

Semerci, Türk Üroloji Derneği’nin başkanlarının bugüne kadar hep İstanbul’dan seçildiğini, başkanlığı İzmir’e getirmekten dolayı büyük onur ve gurur duyduğunu dile getirdi.

“Türk erkeği cinsel sorununu anlatmakta çekiniyor”

Türk Üroloji Derneği olarak halkı da bilinlendirmeye yönelik faaliyetler yürüttüğünü, düzenledikleri toplantılarla cinsel ve ürolojik hastalıklarla ilgili neler yapılabileceği, nerelere başvurulabileceğiyle ilgili bilgiler verdiğini belirten Semerci, şöyle konuştu:

“Türkiye, halen kapalı bir topluma sahip. Türkiye’yi doğu ülkesi olarak kabul edebiliriz. Özellikle erkekler açısından konuşacak olursak ürolojinin bir alt branşı ve dallarından birisi erkeklerin cinsel fonksiyonlarıyla da ilgileniyor. Erkeler genelde bu cinsel fonksiyon bozukluklarını bizlere açıklamakta zorlanıyorlar. Üroloğa gelen erkekler “idrar şikayetim var” diyor. Biraz konuştuğumuzda, sorunu deştiğimizde bize gelmekteki asıl amacının cinsel fonksiyon bozuklukları olduğunu anlıyoruz. İdrar şikayetiyle geldiğini söylüyor ancak bize gelmekteki birinci amacı sertleşme, erken boşalma ve buna benzer cinsel fonksiyon bozuklukları. Tabiki eski yıllara göre bu konuda ilerleme kaydedildi. Eskisine göre daha çekinik davranma azaldı ancak hiçbir zaman da bir Avrupa ülkeleri, bir ABD gibi değiliz. Cinsel fonksiyon bozuklukları tedavi edilebilir rahatsızlıklardır. Bu konuda hekime gidilmesi gerektiği konusunda biraz daha zaman ihtiyacımız var gibi görünüyor.”

Kaynak: AA

876 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

 Bebekliğimize geri dönüp yumuşak gıdalarla besleniriz, asitli içeceklerden, çok soğuk ve sıcak yemekten, içmekten uzak dururuz.

Cilt Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Simin Ada, genel olarak ‘aft’ şeklinde adlandırılan ağız içindeki bu yaraların erkeklerden çok kadınlarda görüldüğünü, psikolojik stres ve regl dönemlerinde tetiklenebileceğini belirtiyor. Bazı kişilerde, tam tahıl, glüten, çikolata, soya, peynir veya fındık gibi gıdalara karşı vücudun gösterdiği aşırı duyarlılık da ağızda aftlara yol açabiliyor.

Ağızda yara neden oluyor?

Ağızdaki bir yaranın, travmatik bir nedenle gelişebileceği gibi; bağışıklık sistemini etkileyen çeşitli hastalıklar, beslenme yetersizlikleri, barsak hastalıkları ve kanserlere kadar çeşitlilik gösteren bir hastalık grubunun ilk bulgusu da olabileceğine değinen Doç. Dr. Simin Ada, bu nedenle ağızda oluşan yaraların dikkate alınması gerektiğinin altını çiziyor. Ağız içinde çıkan kendi küçük etkisi büyük yaraların en sık görülen nedenleri hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Simin Ada, bunları şöyle sıralıyor:

1. Ağız içi travmalar (diş darbeleri ve yanıklar).

2. Tekrarlayıcı aft hastalığı.

3. İlaçlar.

4. Enfeksiyonlar (herpes, hepanjina, frengi gibi).

5. Sistemik hastalıklar (Behçet hastalığı, kan hastalıkları, vitamin eksiklikleri, barsak hastalıkları, romatolojik hastalıklar, AIDS gibi).

6. Ağız içi kanserleri.

7. Mukoza tutulumu ile seyreden çeşitli deri hastalıkları (pemfigus, liken planus, eritema multiforme gibi).

Bağışıklık sistemi bozulunca da ağızda yara çıkıyor

Ağızda oluşan yaraların en sık nedeninin ağız içi travmalar olduğunu, bunların da genellikle, diş yüzeyindeki düzensizlikler ya da ısırmaya, aşırı sıcak-soğuk ya da sert gıdalara bağlı geliştiğini belirten Doç. Dr. Simin Ada, bu tipteki yaraların hemen herkeste görülebileceğini, travma ortadan kaldırıldığı zaman da kendiliğinden düzelebildiğini söylüyor. Ağızda oluşan yaraların sık rastlanan diğer bir nedeni de tekrarlayıcı aft hastalığı. Toplumun yüzde 10’unda sık tekrarlayan aft hastalığı görüldüğüne değinen Doç. Dr. Simin Ada şunları söylüyor:

‘Tekrarlayıcı aft hastalığında, tipik olarak 2-5 mm çaplı, ortası grimsi-beyazımsı, kenarları kırmızı bir halka ile çevrili ağrılı aftlar belirli aralıklarla oluşur. Sıklıkla 1 -2 hafta içinde kendiliğinden geçer. Bu hastalıkta, nadiren 1 cm’den büyük çaplara ulaşan, uzun sürede iyileşen, çok sayıda aftlar izlenebilir. Tekrarlayıcı aft hastalığının, nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak, bağışıklık sistemindeki bir bozukluğun rol oynadığına inanılıyor. Bu hastalığa kalıtımsal bir yatkınlık olabiliyor. Sıklıkla ilk olarak çocuklukta başlayan aftlar, genç erişkinlikte devam ediyor, yaşla birlikte görülme sıklığı azalıyor. Önceden aft öyküsü olmayan kişilerde, aniden ortaya çıkan, tekrarlayıcı aft benzeri yaralar kullanılan ilaçlara bağlı olabiliyor. Çeşitli kanser ilaçları, ağrı kesiciler, bazı antihipertansif ilaçlar ve antibiyotikler aft benzeri ağız yaralarına sebep olabiliyor. Aspirin ağızda eriterek içildiğinde, yanık benzeri ağız yaralarına yol açabiliyor. Öte yandan, tekrarlayıcı aft-benzeri yaralar çeşitli sistemik hastalıkların bulgusu da olabiliyor. Bu hastalıklar arasında Behçet hastalığı ilk sırada yer alıyor. B12, folik asit ve demir eksiklikleri, barsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn, Çölyak hastalığı), romatolojik hastalıklar ve bazı kan hastalıkları da aft-benzeri ağız yaralarına neden olabilen sistemik hastalıklar arasında yer alıyor.’

Bir yılda 3 defadan fazla yara çıkıyorsa doktora başvurun

Ağızdaki yaralar çoğunlukla kendiliğinden geçiyor ama ya geçmezse? Doç. Dr. Simin Ada, bir yılda 3 defadan fazla, 5 mm’den büyük veya aynı anda çok sayıda yara çıkması halinde doktora başvurulmasını önerirken, daha az sıklıkta çıkan, kendiliğinden iyileşen ancak günlük yaşamı zorlaştıran yaralara karşı da hekim önerisiyle çeşitli ilaçların kullanılabileceğini belirtiyor. Eğer ağızdaki bir yara üç haftadan uzun süredir devam ediyorsa, beklemeden doktora başvurulmasında yarar var.

Nedene göre tedavi en doğrusu

Ağızda çıkan yaraların nedenleri birbirinden farklı olduğu için, tedavinin de nedene göre yapılması gerekiyor. Ayrıca hastalığın şiddeti ve tekrarlama sıklığının da göz önüne alınması önem taşıyor. Doç. Dr. Simin Ada, ağızdaki yaralarla ilgili olarak neler yapıldığını şöyle anlatıyor:

‘Ağrının azaltılması, sekonder enfeksiyonun önlenmesi, iyileşmenin hızlandırılması ve yeni yara oluşumunun azaltılması tedavide temel prensiplerdir. Lokal tedavide ise; ağrı kesici, yara yüzeyi örtücü, antiseptik ya da antibiyotik içerikli jel, sprey ve ağız gargaraları, yara iyileşmesini hızlandıran kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Kullanılan bir ilaca bağlı gelişen ağız yaraları ilacın kesilmesiyle hızla düzeliyor. Altta yatan sistemik bir hastalığın belirtisi olarak gelişen ağız yaralarında, bu hastalığın uygun şekilde tedavisi yapılıyor. Örneğin; Behçet hastalığı tedavisinde lokal tedavinin yanı sıra kolşisin, kortizon, talidomid gibi ilaçlardan yararlanılıyor. Böylece ağız yaraları etkili bir şekilde tedavi ediliyor. Vitamin eksikliğine bağlı ağız yaralarında, bu eksikliğin giderilmesi faydalı oluyor. Ağız yarasına neden olan pemfigus, liken gibi bazı deri hastalıklarında da tedavide bağışıklık sistemini etkileyen lokal ya da sistemik ilaçlarla tedavi yapılabiliyor. Kanser kökenli bir ağız yarasının tedavisinde cerrahi gerekebiliyor.’

1.456 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Dr. Ali Tunç, astım hastalarının dışarı çıkıp eve döndüklerinde giysilerini mutlaka kapalı ortama koymaları gerektiği uyarısında bulundu. Bu sayede polenlerin evin içine girmesinin engelleneceğini belirten Dr. Tunç, astımın alerji kökenli bir hastalık olduğunu ifade etti.

Dr. Tunç, “Astım, erişkinlerin yüzde 5 ile 7’si, çocukların ise yüzde 10 ile 13’ünde görülen yaygın bir hastalıktır. Bu hastalığın temeli alerji kökenli olmasıdır. Solunum yoluyla havadan çok sayıda aldığımız alerjen vardır. Astımlı hastaları en çok ev tozları, hayvan tüyleri, polen gibi bir çok maddeden dolayı bronşları duyarlanır ve hava yolları aşırı duyarlı haller gelir. Çevresel tetikleyici diğer faktörler ise çamaşır suyu, deterjan, parfüm gibi malzemelerdir.

Özellikle bahar aylarında polen alerjisi olan aslım hastalarının daha çok dikkat etmesi gerekir. Bu mevsimde rüzgar ve hava akımıyla polenler çevreye ve evimize yerleşir. Dışarı çıktığımız da soluduğumuz havanın içerisinde bulunan polenler, burnumuza, solunum yollarımıza iletilmiş olur. Bunlarda alerjik reaksiyonu tetikleyerek bu aylarda kötüleştirir. Astımlı hastaların bahar aylarında polen alerjisine dikkat etmesi için bazı şeyler öneriyoruz. Bunların başında gündüz saatlerinde mümkün olduğu kadar az dışarı çıksınlar.

Çalışan, okula giden insanlarız dışarı çıkıp, kapalı bir yere girdiğimiz de ilk yapacağımız iş lavaboya gidip, el, yüz, ağız be burnumuzu bol suyla yıkamalıyız. Eve geldiğimiz de ise dışarıda giydiğimiz elbiseleri çıkartarak kapalı bir ortama koymamız gerekir. Böylelikle dışarıda ki polenleri evin içerisine taşımamış oluruz. Özellikle bu dönemlerde tedavilerine dikkat etmeleri gerekir. Bizim basit birkaç tane basit solunum yoluyla kullandırdığımız ilaçlarımız var. Solunum yollarında kullanılan bir tedavi ediciler, bir de şikayet gidericiler diye ikiye ayırıyoruz. Tedavi edici ilaçların bu dönemde özellikle dikkatli kullanılması gerekiyor. Atak anlarında da atak giderici ilaçların kullanılması lazım” dedi.

Astımlı hastaların hayvanlara dikkat etmesi gerektiğini belirten Dr. Tunç, “Diyelim ki hastamıza bir test yaptık ve hayvan tüylerine karşı bir alerjisi çıkmadı. Ama 1 sene veya 3 sene sonra hayvan tüylerine karşı da alerjisi gelişebiliyor. Astımlı hastaların kedi, köpek, kuş gibi hayvanlar ile ev içerisinde canlı çiçek, yün yatak ve yorgan, yastık gibi ev tozu akarı dediğimiz şeylere sebep olan durumlardan uzak durması lazım” diye konuştu.

900 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Nilüfer Belediyesi‘yle “GDO‘ya Hayır Platoformu” işbirliğiyle düzenlenen toplantıda, GDO’nun toplum sağlığı açısından zararları masaya yatırıldı. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Ataklı, yapılan deneylerde farelere kansere yol açan GDO’lu ürünlerin Türkiye tarafından da ithal edildiğini açıkladı.

GDO’lu gıdaların insan DNA’sına zarar verdiğini açıklayan Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Ataklı, GDO’ların besleyiciliği konusunda çeşitli tartışmalar olduğunu belirtti. Kobaylar üzerinde GDO’lu soya ile yapılan çalışmalarda hayvanların karaciğer, pankreas ve testis fonksiyonlarının bozulduğu yönünde bulgular olduğunu vurgulayan Ataklı, GDO’ların zararsız olduğunun bilimsel olarak söylenemeyeceğini kaydetti. Geçtiğimiz yıllarda Fransa’da Profesör Seralini ve ekibi tarafından gerçekleştirilen çalışmalardan örnekler veren Ahmet Ataklı, iki yıl süren bu deneylerde farelerin dört ila yedinci aydan itibaren ileri derecede göğüs kanserine yakalandıklarını ve tümör oluştuğunu söyledi.

Türkiye’de toplam 19 çeşit GDO’lu ürün ithalatı yapıldığını da anlatan Ataklı, bu ürünler arasında Profesör Seralini’nin kobaylar üzerinde kullandığı gıdaların da olduğuna dikkat çekti.

Kimya Mühendisi Ali Uluşahin ise, GDO’lu ürünlerin yüzde doksanının ABD, Kanada, Brezilya, Arjantin ve Hindistan’da yetiştiğini vurgulayarak, “GDO’lu ilk ürün olan Flavr Savr domates 1994 yılında ABD’de üretilmiştir. GDO’lu ürünlerin ticari maksatla ekimi ise 1996 yılında yaygınlaşmıştır. Günümüzde dünya ticaretine konu olan GDO’lu ürünler mısır, soya, kanola ve pamuktur” şeklinde konuştu.

“Yaşam patentlenemez! Tarımda ve gıdada GDO’ya geçit yok” sloganı altında düzenlenen toplantının forum yöneticiliğini Nilüfer Belediyesi Çevre Danışmanı Arca Atay üstlendi, Bornova Eski Belediye Başkanı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Yavuz Dizdar, Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Ataklı, Çiftçi-Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem, Jade Çiftliği Yöneticisi Berrin Ertürk, Tohum İzi Derneği Başkanı Olcay Bingöl, Ekoloji Kolektifi adına Av. Fevzi Özlüer, Çevre ve Ekoloji Hareketi avukatlarından Av. Emre Baturay Altınok, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar ve Greenpeace Üyesi Tarık Nejat Dinç konuşmacı olarak katıldı.

Kaynak: İHA

646 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda ‘Trafikte Güvenlik’ konulu toplantı düzenledi. Toplantıda konuşan Prof.Dr. Hüseyin Demir, trafik kazalarının önemli oranda ölümlere ve ciddi sakatlıkların yanı sıra Türkiye’de 20 milyon TL maddi zarara yol açtığını söyledi.

Özellikle trafik kazalarına bağlı omurilik yaralanmalarında ciddi sakatlıkları da ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Demir, “Omurilik yaralanmalarının en sık nedeni travmatik olanlardır. Travmatik omurilik yaralanmalarının en önemli nedeni ülkemizde ve birçok ülkede hala trafik kazalarıdır. Bunu yüksekten düşme, spor yaralanmaları, şiddet yaralanmaları ve diğer nedenler izler. Omurilik yaralanmalarının çoğunluğu boyun omurlarını etkiler ve kollar ile bacaklarda felce neden olur. Eğer omurilik yaralanması tam ise hasta çoğunlukla ve ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum olmaktadır” dedi.

Kaynak: DHA

572 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Fırat Üniversitesi Prof. Dr. Mustafa Temizer Konferans Salonu’nda “Türk İşaret Dili ve İşitme Engelliler” paneli düzenlendi. Yoğun ilginin olduğu panele konuşmacı olarak Türkiye İşitme Engelliler Federasyonu Başkanı Ercüment Tanrıverdi katılırken, konuşmalar işaret diline de çevrildi.

Dünyada sağır kültürü olduğunu ve işitme engellilerin farklı bir yaşam sürdüğünü dile getiren Tanrıverdi, “Sesiz dünya dediğimiz gibi fiziki anlamda belli olmadığı için toplumda da çok kopuk yaşamışlar ve kendi dünyalarını, kültürlerini gerçekleştirmişler. Dünyada sağır kültürü dediğimiz farklı bir kültür var. Bu sağır kültürün getirmiş olduğu dil yapıları farklı, gramer yapıları farklıdır. Dünyanızda hiçbir sesin olmadığını düşünün, işitme engellilerimiz sadece gözden ibaret, çok fazla detaydan itibaren dünya oluşturuyorlar kendi içlerinde. Bende öyle bir ailede yetiştim. Duyan toplumun işitme engellileri tanımaması sebebiyle ve birbirleriyle iletişim sağlayamamalarından dolayı gergin oluyorlar. Sağır toplumun da kendini ifade edememenin getirmiş olduğu bir gerginlik, bir stres onların bünyesiyle buluşmuş, onların fiziksel, yapısal özelliklerinden birisi olmuş ve hayata bu şekilde devam etmiş. İlk kez sağırlarla bir araya gelen insanların da fark ettikleri şey bu oluyor. Ne kadar da gergin, sinirli bu insanlar derler ama asıl derdimiz birilerine kızmak değil, kendimizi anlatamamaktır. Kendilerini anlattıkları zaman bu sinir ve gerginlik ortadan kalkıyor” dedi.

Tanrıverdi, dinleyicilere işaret dilini anlattıktan sonra onlarla bir süre sohbet etti. Panel sonunda Tanrıverdi’ye, FÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kazez bir plaket verdi.

Kaynak: İHA

668 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış. admin tarafından Sağlık Kategorisine Eklenmiş.

Psikolojik sorunları bulunduğu öğrenilen 22 yaşındaki Erhan Özbilir, mide rahatsızlığı nedeniyle yakınları tarafından Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

Özbilir, yapılan ilk müdahalenin ardından Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Dursun Odabaş Tıp Merkezi’ne sevk edildi.

Burada ultrason ve röntgen filmi çekilen Özbilir’in yapılan endoskopi muayenesinde midesinde bir kol saati ve iki metal parçası olduğu belirlendi.

Bunun üzerine Genel Cerrahi Servisine kaldırılan Özbilir’in yapılacak ameliyatla midesindeki cisimlerin çıkarılacağı bildirildi.

YYÜ Genel Cerrahi Bölümü’nde görevli Dr. Tolga Kalaycı, AA muhabirine, hastanın daha önce de yaşadığı belli sorunlardan dolayı saat ve yabancı cisimler yuttuğunu ve ikinci kez aynı durumdan dolayı hastanede tedavi gördüğünü söyledi.

Hastanın midesindeki cisimlerin endoskopi bölümünde çıkarılamamasından dolayı hastayı ameliyat edeceklerini belirten Kalaycı, “Çekilen röntgen ve ultrason filmlerinde cisimler net bir şekilde görülüyor. Hastanın takiplerinde bir sıkıntı yok. Midesindeki cisimler ameliyatla çıkarılacak” dedi.

Baba Cemal Özbilir ise oğlunun daha öncede saat yuttuğu için hastaneye kaldırıldığını ve saatin midesinden çıkarıldığını kaydetti.

Özbilir, “Akşam oğlumun midesinden sancıları başladı. Hastaneye kaldırdık ve saat yuttuğunu öğrendik. Ameliyat edilecek ve midesindeki saat çıkarılacak. Daha önce de böyle bir durum olmuştu. Oğlumun kısa zamanda sağlığına kavuşmasını istiyorum” dedi.

Özbilir’in midesinden yaklaşık 4 ay önce de kol saati, oyuncak araba ve 6 cisim çıkarıldığı öğrenildi.

Kaynak: AA